Hangi silah vurabilir imanı

15 Temmuz darbe girişiminin ardından yaklaşık 1 ayda bitirebildigim şiirimi sizlerle paylaşmak istedim.

İmanla dolu bir yürek yıkılır mı sanırsın,
Bin bir zorlukla kazanılmış bu vatan bırakılır mı sanirsin,
İnsan özlemez mi sanırsın toprak altında yatanı,
Yoksa bir adam tankları durdurabiliyorsa,
Yaşlılar kurşunlara siper etmişse göğsünü,
Ya Allah bismillah allahuekber eşliğinde yürüyorsa insanlar,
Soyle ey gafil hangi silah delebilir imanı.

İnsanlar ölüme kollarını açıp yürüyorsa,
Fatih benim atamdır diyorlarsa,
Bastiklari toprak titriyorsa,
Allah oyun bozanlarin en büyüğüdür diyorlarsa,
Soyle ey gafil hangi silah vurabilir imanı.

Bir ümmet bir olmuşsa,
Tek atıyorsa tüm kalpler,
Tüm hainleri ezmeye yeminliyse gönüller,
Bu vatanı hainlere vermeyeceğiz diyorlarsa,
Soyle ey gafil hangi kurşun delebilir imanı.

Korkma diye başlayan bir marşla büyüyen çocuklar,
Tanktan, tüfekten korkar mı sandın,
Sen bilmez misin ey gafil,
Uçağı üstüne atlayarak düşürmeye çalışanı,
Söyle ey gafil hangi uçak vurabilir imanı.

Sen bizi bir avuç insan mı sanırsın,
Bizim silahlarimiz yok mu sanırsın,
Bizim gökte ordularimiz vardır bilmez misin ey gafil,
Evlatlari ölen anaların vatan sağolsun dediklerini duymaz misin,
Sokağa çıkan milyonların şehit olmak için yürüdüğünü görmez misin,
Soyle ey gafil hangi ordu yenebilir imanı.

Sen vatan nedir bilmezsin,
Anlamazsın vatan aşkını,
Bilmezsin imanın gücünü,
Tankları tek bir adam durdurur,
Yaşlı bir teyze bir orduya kafa tutar,
Sen bilmez misin ey gafil allah aşkının verdiği gücü.

Sahte bir peygambere kanmış,
Paranın köpeği olmuşsun sen,
Bu vatanda değil kalacak yerin,
Bir parça ekmeğin yoktur senin,
Biz asker doğduk, asker ölürüz,
Bilmez misin ey gafil,
Bu vatanın bir karış parçasını değil bir kum tanesini vermeyiz kimseye,
Sen bilmez misin ey gafil bu milletin ne destanlar yazdığını,
Sen bilmez misin ey gafil gökteki ordunun vurulamayacagini.


Aşkın mezarı 45 (distopya romanı)

Ayak sesleri yaklaşırken kısık bir sesle kapıların kırıldığını duydular. İnsanların bağırmaları ve çığlıkları her yerde yankılanıyordu. Onlar ise panik halinde konuşamıyorlardı. Bunun yerine birbirleri bakmaya devam ettiler. Hala gülümsemeye çabalıyorlardı.

Ayak sesleri ve kırılan kapı sesleri giderek yaklaşıyordu. Demek ki ikinci kata çıkmışlardı. Merdivenlerden gelen sesler duyulmaya başladığı sırada ikinci kata çıktıklarını anladılar. Sıra ile gelecek olurlarsa yedinci kapı onların yanına açılıyordu. Erkek gelme hızlarını hesaba kattığında fazla zamanları kalmadığını anladı. Saklanabilecek bir yerleri yoktu. Erkek hızlı bir biçimde bilgisayarına bağlı olan diskin parçalarını söktü. Daha sonra diskleri koltuğun alt tarafına sokuşturdu. Birkaç an içerisinde bilgisayarını kapattı.

İki kapı daha kırılmıştı ve geriye 5 kapı kalmıştı. siyahlı adamlar bir sonraki kapıya gidene kadar ne yapacaklarını konuştular. Erkek kızın kaçması yönünde ısrar ediyordu. Kız ise erkeğin kaçması için aynı baskıyı yapıyordu.

Erkek "Hadi git şimdi, pencereden aşağıdaki çalılıklara atla. Daha yavaş düşersin."

Kız "Hayır beraber kaçalım."

"Olmaz birimizin burada kalması ve onları yavaşlatması gerek. Hem siyahlı kız delil bırakmadığını söylemişti."

"Seni bırakamam."

"Bunu yapmak zorundasın. Şapkalı adama söyle o beni kurtarmanın bir yolunu bulur."

Geriye sadece 2 kapı kalmıştı. "Hadi git şimdi."

Kapıya metal bir şeyin hızlı bir biçimde çarptığını hissettiler. Tahta kapı bu çarpmalara fazla dayamazdı. Kız "Tekrar görüşeceğiz dedi ve camdan atladı."

Camdan atlarken kapının parçalandığını duydu. Yere düştüğü zaman çalılara düşüşünü yavaşlattığı için teşerkkür etti. Şansına etrafta hiç siyahlı adam yoktu ve koşmaya başladı.

Yol boyunca erkeğe ne olduğunu düşünüyordu. O kadar düşünüyordu ki bir kaç kere kaldırımlara takıldı ve düşme tehlikesi atlattı. İlk önce sahilde şapkalı adamı gördüğü yere gitti ve o bankın üzerinde oturup bir süre boyunca bekledi. Şapkalı adamın olaylardan haberi yoktu. Ancak çok hızlı atan kalbini yavaşlatması gerekiyordu. Erkeğe ne olmuş olabilirdi ki. Onu da öldürmüşlermiydi acaba? Yoksa onu sorgulamak için götürmüşler miydi?

Ama o onlara istedikleri söylemezdi ama siyahlı adamlar ona işkence yaparsa ne olacaktı? Bir çözüm bulmaları gerekiyordu. Bu yüzden şapkalı adama ulaşmalıydı. Ancak o yardımcı olabilirdi ona.

Belki de erkeğin yanında kalmalı ve her ne olacaksa beraber yüzleşmeleri gerekiyordu. Ancak bunu yapsaydı aşkı hiçbir zaman bulamazlardı. Aşkı bulamazlarsa hiç bir anlamı kamazdı hayatın. Peki ya erkeğe ne olacaktı? Düşünceler beyninin çeperlerine o kadar hızlı çarpıyordu ki canının yandığını düşündü. Elleri titriyor ve ne yapacağını bilemiyordu.

İlk olarak içerisi dışından daha büyük o yere gitmeliydi. Şapkalı adam orada olabilirdi belki. Cebinden oranın adresinin yazılı olduğu kağıdı çıkarttı ve adrese doğru ilerlemeye başladı. Artık dikkat çekmemek için koşmuyordu. Erkeğe ne olmuştu, neden hiç tanımadığı birisi için böyle hissediyordu? Neden içindeki bir ses hep onu aradığını söylüyordu ona? Ona bir şey olursa aşkı hiçbir zaman bulamayacaktı o. Neden bunların hepsi gerekleşmişti? Şapkalı kız onlara güvende olduklarını söylemişti oysa, onada mı güvenemeyecekti?

İçi dışından daha büyük olan odaya gittiğinde kapıyı hızlı bir biçimde çaldı ve kapı açıldı. Nefes nefese kalmış bir şekilde içeriye girdiğinde çok hızlı bir biçimde konuştu "Onu yakaladılar."

Şapkalı adam oturduğu yerden ayağa kalkmış ve kızın yanına doğru yaklaşmıştı "Kim yakaladı onu? Nasıl? Çabuk anlat!"

Kız neler olduğunu hızlı bir biçimde anlattırken şapkalı adamı ilk kez endişeli bir ifadeyle gördü. "Onu kurtarmamız gerekiyor?"

"Onu sorgu yerlerinden birisine götürürler. Sorgucuların gelmesi ve anlattığına göre diğerlerinin sorgusunun bitmesi bize biraz zaman tanıyabilir. Şimdi gel otur, bir plan yapmalıyız. Elindeki bir cihazdan birkaç tuşa bastı. Birazdan siyahlı kız ve diğerleri gelmiş olur. Önümüzde birkaç saat zamanımız var. Tahmin ettiğime birden fazla kişiyi gözaltına aldılar ve bu bize biraz daha süre tanıyacak."

Şapkalı adam koltuğa doğru ilerlerken kız ayakta durmaya devam ediyor ve konuşuyordu "Başka kimler gelecek."

"Geldikleri zaman göreceksin. Merak etme onu ne pahasına olursa olsun kurtaracağız. Şimdi biraz sakinleşmen gerekiyor. Tahmin ettiğinden daha büyük bir gücümüz var."

Kız diğer koltuğa oturduğu sırada bu koltuğa ilk oturduğu zamanı düşündü. Erkeği ilk kez orada görmüştü ve onu düşündü. İçindeki öfke giderek artıyordu. Uzun sayılabilecek tırnakları yumruk yaptığı elinin avuç içine batıyordu ama hiç acı hissetmiyordu. Erkeği kurtarması gerekiyordu. Ne olursa olsun onu kurtarmalıydı. Neden o anda da zaman yavaşlamamıştı ki.

"Siyahlı kızla birlikte giderken bir şey oldu biz saklanmıştık ama siyahlılardan birisi bir küre attı bize doğru ve o köre çok yakınımıza düştü. O küreye doğru atladığında ben ne yapacağımı bilemiyordum. Çaresiz bir şekilde beklerken zaman yavaşladı ve ben küreyi aldım. Dokunduğun her şey benim gibi hareket ediyordu. Hava süzülen kurşunları görebiliyordum. Daha sonra onu tuttum ve saklandığımız yere kadar çektim ama onun evindeyken zaman yavaşlamadı. Neden böyle oldu?"

"Bilmiyorum ama bunu da araştıracağız. Şimdi sakinleşmeli ve onu kurtarmaya hazırlamalısın kendini. Aramızdan bazı insanların özel yetenekleri olur. Demek ki onlardan birisi de sensin ve yeteneğinin ne olduğunu öğreneceğiz."

Şapkalı adam konuşmasına devam ederken kapı birkaç kere çaldı. Şapkalı adam ise bir kaç tuşa bastı ve içeriye 3 kişi girdi. Birisi siyahlı kızdı ve iki tane erkek daha vardı. Erkeklerden birisi oldukça iriceydi, diğeri ise ona nazaran daha inceydi.

İlk konuşan şapkalı adam olmuştu "Bir plan yapmalıyız. Oturun hemen fazla vaktimiz yok."...

Aşkın mezarı 44 (distopya romanı)

"Aşk başka bir dünyaya açılan bir kapı olabilir belki ama bunun gerçek anlamda olduğunu sanmıyorum." dedi erkek. Şarkıları düşünüyor kızın anlattıklarını onlara ekliyordu. Düşünceleri ancak bu şekilde tamamlanabilirdi. "Bence aşık olduğu zaman herşey daha güzel, daha renkli geliyor. Belki de herşey daha gerçek geliyor olabilir."

"Bence aşk anlatılması mümkün olmayan bir şey. Bir yazıda bir adam kızı görmüştü ve sonra her yerde onu aramaya başlamıştı. O adam aşık değildi bence, yarımdı. O kızı bulabilirse ancak o zaman tamanlanacaktı." dedi kız hafifçe gülümseyerek.

"O adam yarımsa biz neyiz peki? Yarımın da yarısı mı?"

"Belki onun da yarısı belki çok daha yarısı. Ama önceki halimi düşünüyorum da o kadar eksiktim ki ben sadece nefes alıp veriyordum."

"Ben de aynıydım. Herkes gibi yaşamaya çalışıyor ama yapamıyordum. Bir şey eksikti ve neyin eksik olduğunu bilmiyordum."

"Aynı benim gibi desene. Sonra yazıları okudukça tamamlanmaya başladım. Tabi eksikliğimi fark ettikçe büyordu içimde."

"Biliyorum nasıl olduğunu. Sen nasıl başladın bu yolculğa?"

"Çok küçükken kaçmıştım ve sokakta dolaşıyordum. Sonra bir adam yazı okuyordu. Çok etkilendim ondan. Daha yıllar geçti ve ben o yazıyı unuttum ama hep aklımdaydı. Bir gün şapkalı adam yanıma geldi ve bana bir yazı verdi. Sonra iki yazı daha buldum. Ya sen?"

"Benimki de benzer bir şekilde başladı. Çocukken bir şarkı dinledim ve hep başka bir şarkı aradım. Bulamadım tabi, daha sonra bir süre önce şapkalı adam yanıma geldi ve bana bir disk verdi. Diskin üzerinde bilgiler olduğunu düşündüm ve onu yazılıma çevirdim ve bu sayede dinleyebildim."

"Benzer hikayelerimiz varmış. Acaba daha önce neden karşılaşmadık."

"Karşılaşsaydık bile birbirimizi tanıyamazdık ki. Herkes aynıydı benim için ve sende aynılığın bir parçası olacaktın."

"Haklısın, en doğru zamanda tanışmışız."

"Aşkı neden öldürdüklerini merak ediyorum" dedi erkek.

Kız ise "bildiğim kadarıyla aşk sistemin herşeyi geçirmesinde bir engeldi ve bu yüzden onu yok etti. DNAmdaki bir geçmişe yolculuk ettim. Orada sistemin herşeyi ele geçirdiği savaşı gördüm ve aşkın nasıl öldüğünü. Daha sonra başka bir yere gittim. Orada yazı yazan bir adamla karşılaştım. Aslında sistemin planı bundan çok uzun yıllar önce başlamış." diyerek devam ettirdi konuşmayı

"Ben de rüyalarda dolaştım, siyah ay ile konuştum. Bunca zaman onunla konuşmaya çalıştıktan sonra cevap verdi bana. Bana seninle karşılaşacağımı söyledi biliyor musun? Çok yakında dedi bana ve öyle oldu."

"Ben de yalnız olamayacağımı düşündüm. Aşkı benim gibi arayan başka birisi olması gerekirdi. Sonrasını biliyorsun zaten."

"Peki aşkı nasıl bulacağız bir fikrin var mı? Aşkın mezarı nerede olabilir ki?"

"Zamanı geldiğince onu da bulacağımızı düşünüyorum. Hem şapkalı adam bize yardımcı olur. Hem aşkın koruyucuları da var. Belki onlar yerini biliyor olabilir."

"Zamanı gelince göreceğiz sanırım."

Cümleleri bittiği zaman ikisi bir süre boyunca birbirlerine baktı. Konuşmadılar ama. Fakat ilginçtir ki birbirlerini anlıyorlardı. Bunu açıklaması oldukça güçtü. Konuşmadan insanlar nasıl anlaşabilirdi ki? Hele konuşarak bile anlaşamayan insanları düşündükleri zaman bunun olasılık dışı olduğunu biliyorlardı. Ancak bu bilgi onları yanlış bir yere götürüyordu. İkisi de konuşmamalarına rağmen aynı anda gülümsemeye başladılar.

Daha sonra ilk konuşan kız olmuştu "Peki 3000 yıl önce yaşayan birisi bu günü nasıl tahmin edebilir. Olacakları nasıl bu kadar kesin bilebilir."

"Bilmiyorum belki bir zaman makinesi ile geleceğe bakmış ve ona göre kendi zamanını şekillendirmiştir."

"Zaman makinesi olabilir mi diyorsun yani?"

"Bilmiyorum sadece aklıma gelen bir düşünceydi ama ölmek üzere olan bir adamın rüyalarına girebiliyorsam neden olmasın diyorum kendime."

İkisi tekrardan sözgöze geldiklerinde yine gülümesediler. Bu sefer gülümsemeleri daha büyük ve daha gerçekti. İkisi de ne olduğunu bilmiyordu ama içlerinde adını bilemedikleri yeni bir duygu ortaya çıkıyordu.

Bir süre boyunca konuşmadılar. Konuşmak yerine birbirlerini incelediler. Gülümsediler ama geçen zamanın tamamı boyunca gülümsediler.

Derken açık penceren bir aracın evin altında durduğunu duydular. Erkek pencereden baktığında siyah bir aracın gelmiş olduğunu gördü ve "geliyorlar" dedi endişeli bir tonda.

Bir kaç an boyunca birbirlerine baktılar ama ne yapacaklarını bilemiyorlardı. Bir kaç an daha geçtikten sonra merdivende ayak seslerini duydular. Artık çok az zamanları kalmıştı...

Aşkın mezarı 43 (distopya romanı)

Girdikleri odadan çıktıktan sonra geldikleri yoldan geri dönmediler. Bunun yerine farklı dönüşler yapıp daha farklı yerlerden geçtiler. Binaların altında bu kadar büyük bir yer olduğunu bilmeleri ikisini de şaşırtmıştı.

Bir süre daha devam ettikten sonra erkek ilk konuşan oldu "Peki, bundan sonra ne olacak?"

Siyahlı kız cevap verirken sesi eskisi kadar sert değildi. Bunun yerine daha yumuşak ve anlayışlı bir ses tonuyla konuşmuştu "Ben sadece sizi erkeğin evine çok yakın bir yere bırakacağım. Daha sonra saklanacaksınız. Benim bıraktığım ip uçları onları başka bir adrese götürecek ve eğer her şey planladığımız gibi giderse bu tehlikeyi atlatmış olacağız."

"Peki her şey planladığınız gibi gitmezse ne olacak? Bizi kolaylıkla bulabilecekleri evimize gitmek yerine neden başka bir yerde saklanmıyoruz"  dedi kız biraz korku biraz endişe içinde.

"Çünkü evinize gitmeniz gerektiği söylendi. Bir çok şeyin planı çok önceden yapıldı ve bize sadece bu planı gerçekleştirmek düşüyor. Bu yüzden bazen sorgulamamak daha iyi oluyor." siyahlı kız konuşurken daha anlayıslı bir hale bürünmüştü.

"Öyle olsun" dedi erkek. "Sanki planlanan bir hayatı yaşıyormuşuz gibime geliyor son zamanlarda."

"Aslında yapmak ve yapmamak size kalmış. Bu yüzden planlı bir hayat söz konusu değil." dedi siyahlı kız. Konuşurken bir süre boyunca gözü uzaklara doğru dalmıştı.

Bir süre boyunca konuşmadılar. Bu esnada kız ne kadar gittilerini ölçebilmek için daha önce adımlarını saymaya başladı ve hangi yöne döndülerini. Önce sol sonra tekrar sol ve sağ. Bu şekilde veya başka sırayla devam ediyorlardı yolculuklarına.

Biraz daha ilerledikten sonra -ki kıza göre toplamda 73 adım atmışlardı- siyahlı kız onlara doğru dönerek gülümsemeye başladı ve "Siz ikiniz çok şanslısınız. Eğer başarırsanız aşkı siz yaşatacaksınız."

Erkek ve kız aynı anda konuşmaya başladı "Evet.." Daha sonra ikisi bir anlığına sustu ve erkek elini kaldırıp kızı işaret etti. Konuşma önceliğini ona vermekti amacı ve kız konuşmaya başladı "İnan ikimizde bunun için ve aşkı öğrenmek için yaşıyoruz." Cümlesini bitirdiğinde ikisi de gülümsedi ve erkek kızın söylemek istediği cümleyi söylemesine oldukça şaşırdı.

Bir süre sonra siyahlı kız bir merdivenin önünde durdu. "Bu merdiven sizi onun evinin arka sokağına çıkartacak. Bir süre boyunca saklanın ve hiç ses çıkarmayın. Ben kameralarda görünmüş olma ihtimaline karşılık bir süre ortalıkta görünmeyeceğim." Kolunu üzerindeki siyah giysiyi biraz yukarıya kardılarak karnındaki bandajı onlara gösterdi. "Aramızda kalsın benim kaybolmamı kaçırılma sanabilirler bu sebeple güvende olacağım. Kendinize dikkat edin ve saklanmayı unutmayın."

Kız ve erkek merdivenlerden çıktılar. Önce kız çıktı ve ardından erkek. Erkek kızın düşme ihtimaline karşılık arkada kalmıştı. Ancak kimse düşmedi. Merdivenin sonuna geldiklerinde metal kapağa uzandı kız. Normalde oldukça ağır olması gereken kapak oldukça hafifti ve kolaylıkla onu kaldırıp ilerlediler. Kıza göre 137 adım sonra erkeğin evine gelmişlerdi. 3. kata çıktılar ve 29 numaralı odaya girdiler.

İçeriye girdiklerinde erkek koltuğu işaret ederek "Rahatına bak" dedi. "Bir şeyler içmek ister misin?"

"Sadece su istiyorum. Sonra kahve içeriz belki."

"Söylediğim gibi sen rahatına bak."

Bir kaç an sonra erkek elinde bir bardak su ile geri geldi ve bardağı kıza uzattı.

Kız sudan birkaç yudum aldıktan sonra erkek sabırsız bir biçimde "Orada neler oldu öyle. Ben tam açığa çıkmıştım bir an kadar sonra kendimi yerde buldum. Böyle bir şey nasıl mümkün olabilir?"

"Bende bilmiyorum. Daha önce de anlattım sanki zaman yavaşlamış gibiydi. Sanki normalin yüzbin de biri gibiydi ama ben normal bir şekilde hareket edebiliyordum. İlk önce attıkları siyah küreyi yerden aldım ve geri fırlattım. Küreye dokunduğumda o benimle aynı hızda hareket etti ve onu geri fırlattım. Sana doğru gelmekte olan bir kurşun gördüğümde seni yere attım ve seni hiç bırakmadan saklandığımız yere kadar sürükledim. Sonrasını biliyorsun zaten. Bunun nasıl olduğunu bilmiyorum inan bana."

"Sana inanıyorum ama olanları kabul etmem oldukça zor. Neyse elbet bir gün neler olduğunu öğreneceğiz."

İkisi birbirine bakıp gülümsediler. Aslında ilk gülümseyen erkek olmuştu amacı konuyu değiştirmekti ancak kız da aynı şekilde karşılık verdiğinde gülümsemeleri biraz daha büyümüştü ikiside birbirlerine baktıklarında ilk kez gerçek bir gülümseme gördüler.

"Sen neler buldun bakalım" diye sordu erkek.

"Ben 3 tane yazı buldum. Yazılar yanımda değil ama aklımdakileri anlatabilirim."

"Ben de 3 tane disk buldum. Biraz uğraşarak onları çalıştırdım. İstersen sana dinletebilirim sen anlatırken."

Kız başını evet anlamında öne eğince erkek bilgisayarının yanına gitti ve diskleri çalmaya başladı. Gelip yerine oturduğu zaman kız okuduğu yazıları aklında kaldığı kadarıyla anlattı. Aslında her harfi anlatmak istiyordu ama onları yeteri kadar okuyamamıştı. Her şey çok hızlı gelirmişti.

Kız anlatmayı bitirdiği zaman erkek disklerde neler hissettiğini anlattı.

En önemli gündem maddesi aşkın ne olduğuydu.

"Aşk sende ne?" diye sordu kız.

"Bence aşk" dedi erkek "birisindan ayrılmayı göze alamamaktır. Onun yokluğu, sana şarkılardaki gibi hissettirebilir. Dikkat edersen bazı bölümlerde farklı duygular var. Diğer bölümlerde aşkın yokluğunu hissederken o bölümlerde aşkın varlığını hissediyorsun. Bak burayı iyi dinle inanılmaz bir şey. Hiç söz yok ama sanki içinde bir dünya var."

Kız şarkıyı dinlerken gözlerini kapattı. O an diğer herşey kayboldu sanki şarkının içinde başka bir dünya vardı ve o dünyadaydı. Şarkı bittiği zaman ise konuşma sırası kızdaydı "Bende yazılarda anlattıklarını düşündüm. Sevmek diye bir kelime var anlamını hala tam olarak bilmiyorum ama bir insanın kalan herşeyden önemli olması gibi sanki. Aşkı beklemek var mesela, ona ulaşmaya çalışmak. Aşkı beklemek acı verici ama onun yokluğu çok daha fazla acı veriyor bu nedenle aşk için tüm acılara dayanabiliyorsun. Sanki aşık olunca bu dünyanın içinde başka bir dünyada daha yaşamaya başlıyorsun ve o başka dünya bu dünyadan çok daha güzel."


Aşkın mezarı 42 roman

Parçalanmış cesetlerin üzerinden geçtikten sonra siyahlı kız ayakkabılarını silmelerini söyledi. Nedenini söylemese de ikisi de ayak izlerinden nereye doğru gittiklerini göstermemek için olduğunu anladı. Kız kendini kirlenmiş hissediyordu. Belki aşkı bulmak için yapmaları gerekeni yapmıştı ama yine de kendini kötü hissediyordu. Bir diğer taraftan ise siyahlı adamların binlerce yılda öldürdüğü insanları düşündüğü zaman az bile yaptıklarını düşündü.

Erkek ise parçalanan bedenlere bakmamıştı bile. Siyahlı adamların iç organları ilgisini çekmiyordu. Ellerine fırsat geçtiği zaman yapabileceklerini düşündü. Ancak aklını asıl kurcalayan şey ise çatışmanın orta yerinde ilerlerken bir anda kendini kızın kollarında nasıl bulduğuydu. Dahası onlara ateş eden siyahlı adamlar nasıl bir anda ölmüştü ve ayaklarının önüne düşen küre nasıl bir anda yok olmuş ve siyahlı adamlar patlamıştı. Bu soruların cevaplarını bulmak istiyordu ama cevaplar için doğru zaman değildi.

Siyahlı kızın gösterdiği yoldan ilerlediler. Önce sağa sonra sola döndüler. O kadar fazla dönüş yaptılar ki nerede olduklarını kaybetmişlerdi. Bir süre sonra siyahlı kız yolun ortasındaki bir kapağı açtı ve beni takip edin dedi. Etrafta hiç kameranın olmaması erkeğin dikkatini çekti ve kızın ardından metal merdivenlerden indiler.

Metal merdivenlerden indikten sonra duvarlardaki koş ışıkla aydınlanan bir yerde buldular kendilerini. Yürüdükleri yolun sol tarafı metal parmaklıkla çevrilmişti ve parmaklığın sol tarafında bir oluktan su akıyordu. Etraflarındaki kokuyu düşündükleri zaman suyun çok temiz olmadıklarını düşündüler. Siyahlı kızı bir süre daha takip ettiler.

Bir süre sonra yol ikiye ayrıldı ve onlar sol taraftan devam ettiler. Biraz daha yürüdükten sonra karşılarında demir bir kapı buldular ve siyahlı kız kapıyı açıp içeriyi işaret etti.

İçeri girdiklerinde küçük sayılabilecek bir oda ile karşılaştılar. Odanın içerisinde 3 tane bank bulunuyordu. Duvarlar ise loş ışıkla aydınlanıyor, ışığın aydınlattığı bölgelerde ise örümcekler duvarlara ağlarını örmüştü.

İlk konuşan siyahlı kız oldu sesi sert ve şaşkındı "Orada ne oldu?"

Siyahlı çok kısa bir cümle kurmuştu ama cümlesini uzun bir sessizlik takip etti.

Erkek "Bilmiyorum" diyerek cevapladı.

İkisi de kıza doğru bakıyorlardı. İkisi de bir açıklama bekliyorlardı ama kız suskun kalmayı tercih etti. Bu geçen birkaç anlık zamanda kafasındaki düşünceleri toparlamaya çalıştı ama nasıl yapacağını bilmiyordu ancak anlatması gerekliydi.

Birkaç an daha sessiz kaldıktan sonra konuşmaya başladı. "O" dedi erkeği işaret ederek "siyah küre önüne düştüğü zaman bir anda her şey yavaşladı. Havada asılı olan kurşunlar yavaşladı o kadar yavaşladı ki onların hareket edişini görür hale geldim. Daha sonra benim bu yavaşlığın içinde normal bir biçimde hareket edebildiğimi fark ettim ve yerdeki küreyi alıp geriye fırlattım. Daha sonra onu tuttum ve geriye doğru çekerek saklandığımız yere götürdüm. O anda zaman tekrardan hızlandı ve patlama oldu. Ancak bunların neden olduğunu bilmiyorum."

Kızın açıklması karşısında erkek ne diyeceğini bilemedi. Siyahlı kız ise "Ne olduysa oldu şu an bunları konuşmanın zamanı değil. Şimdi size ne olacağını anlatayım. Siyahlı adamların bulması için bazı ipuçları bıraktım ve o ipuçları siyahlı adamları başka bir siyahlı adama ve başka birisine yönlendirecek. Onları ne yapacakları çok önemli değil ama bir süre sonra ortalık sakinleşmiş olacak. Sizi onun evine yakın bir yere götüreceğim" dedi erkeği işaret ederek.

"Şimdi bana biraz izin verin, halletmem gereken işlerim var" siyahlı kız konuştuktan sonra demir kapıyı açarak dışarıya çıktı.

Erkek ve kız karşılıklı iki banka oturuyorlardı ve ikisi de neler olduğunu anlamaya çalışıyorlardı. Özellikle kız üzerindeki şaşkınlığı atmakta zorlanıyordu. Öyle ki konuşmak değil düşünmek bile oldukça zordu onun için.

Bir süre boyunca bakıştılar. Bu esnada birbilerini incelediler. Erkeğin açık kahverengi gözleri ve beyaz bir teni vardı. Fazla uzun olmayan sakalı yüzünü kaplıyordu. Kemikli sayılabilecek bir yüzü vardı. Parmakları uzun ve kemikliydi. Ne çok zayıf ne de çok kiloluydu. Kızın ise uzun kırmızı saçları vardı. Gözleri loş ışıkta çok belli olmasa da daha koyu kahverengi gözleri vardı. Belirgin bir çenenin yanında dolgun yanaklara sahipti. Kızıl saçları kısa kesilmişti.

İlk konuşan erkek olmuştu "Ne olduğunu bilmememe anlamama sağmen yaşamımı sana borçluyum."

"Ben bir şey yapmadım ki hatta ne yaptığımı bile bilmiyorum. Sadece o an yapmam gerekeni yaptım.

"Önemli değil sanırım."

Bir süre boyunca daha sustular. Erkek hala olayın saşkınlığını yaşarken kız ise garip bir biçimde başka bir konuyu düşünüyordu. Evet o hayatı boyunca ilk kez birisine sarılmıştı. Neden bunu düşündüğü de bilmiyordu ancak nedense düşünmek daha iyi hissetmesini sağlıyordu.

Bir süre daha bakıştıktan sonra siyahlı kız kapıyı açtı ve "Hadi gidiyoruz." dedi.

Aşkın mezarı 41

Sokakta saklanarak yürürken konuşmaya kalksalar kendi seslerini duyamayacaklarını düşündüler. iki patlama arasında geçen zaman oldukça kısaydı ve havada sis dumanı gibi asılı kalan koyu renkli bir duman daha vardı. Ateş kokusu her yeri kaplıyor, binalardan yükselen alevler gökyüzünü kaplıyordu. Aslında oldukça güzel bir görüntü olabilirdi hepsi ama savaşın tam ortasında hayatta kalmaya çalışırlarken güzel anlayışları oldukça değişmişti. O an için kırmızı bir gökyüzünün bir anlamı yoktu.

Kurşun sesleri gelmeye başladığı zaman bir köşeye saklanıyor, patlama sesini duydukları zaman ise yere kapaklanıyorlardı. Kurşun seslerinin biraz uzaktan gelmesi siyahlı adamların çok yakın olmadığını işaret ediyordu onlara. Ancak patlayan bombaların mesafesini kestirmeleri oldukça zordu. Hele her patlamada kulak zarlarının yırtılacağını düşündükleri zaman bu oldukça zordu. Bütün bunlar olurken siyahlı kızı takip etmeye devam ediyorlardı. Çok büyük bir tehlike atlatmamış olsalar da o tehlikenin ne kadar yakın olduğunu tahmin edebiliyorlardı.

Bu şekilde ilerlemeye çalışmak oldukça zamanlarını alıyordu. Arada siyahlı kadın eliyle onlara işaretler yapıyor ve devam etmelerini, kalmalarını veya saklanmalarını söyküyordu. avuç içini göstermesi dur demekti, avuç içini açıp kapatması takip et anlamına gelirken avucunu aşağıya doğru sallaması saklanın demekti.

Yol boyunca konuşmuyorlardı, konuşsalarda anlamı olmayacağını düşündükleri için susmak daha güzel bir yoldu. Biraz daha ilerledikten sonra ki o ana kadar sadece iki sokak geçmişlerdi siyahlı kız elini yukarıya doğru kaldırdı ve onlara durmalarını söyledi. Avucunu çıkartıp işaret parmağını havaya kaldırarak onlara bir kişinin olduğunu söyledi. Daha sonra ileriye doğru bir adım attı ve omuzunda asılan silahını kaldırıp birkaç el ateş etti. Tabi kurşun seslerini diğer seslerden ayırt etmek oldukça zordu. Siyahlı bir adamın yere düştüğünü ise saklandıklarını yerden çıkıp yürümeye başladıklarında fark ettiler.

Biraz daha ilerledikten sonra tam sokağın ortasına geldiklerinde bir anda etraflarında siyahlı adamlar gördüler. Siyahlı kız etrafında kısa bir süre için döndü elini hızlı bir biçimde salladı. Hareketlerin anlamlarını hiç konuşmamış olsalar da ikisi de ne demek istediğini çok iyi biliyordu. İkisi bir binanın gölgesine saklanırken siyahlı kızın başka bir binaya saklandığını gördü. Tahminlerine göre etraflarında 4 veya 5 siyahlı adam vardı. Siyahlı kızın silahı olsa da onlar da hiçbir şey yoktu ve bu onların çaresiz hissetmesini sağlıyordu.

Kısa mesafeden gelen atış sesleri her yeri kaplamıştı. Siyahlı kızın saklandığı yer onlara çok yakındı bu yüzden kurşunların binaların yüzeyine çarpıp orayı parçaladığını görebiliyorlardı.

Siyahlı kız her ne kadar onları korumak istese de siyahlı adamlar giderek yaklaşıyordu. O ana kadar sadece boşluğa ateş ediyordu iki taraf ancak öyle bir an oldu ki siyahlı kız onlara yaklaşmakta olan siyahlı adamı kafasından vurdu ve siyahlı adam geriye doğru düştü. Silahı ise onun hemen yanındaydı. Erkek siyahlı kıza doğru bakıp iki elini birden ileriye doğru salladı. Ateş et anlamındaydı hareketi ama ne kadar anlaşılıp anlaşılmadığını bilemiyordu. Eğer yaşamak istiyorlarsa o silahı almalıydı.

Erkek hareket ettiği anda kız bir silah sesi duydu ve erkeğe doğru baktı. Erkek o an iki adım atmış ve silaha doğru eğilmeye hazırlanıyordu. Kurşun ise yavaş bir şekilde ilerliyordu. Eğer kurşun bu şekilde ilerlemeye devam ederse erkeği delecek ve zemine çarpacaktı. İlk önce ne yapabileceğini düşündü. Daha sonra hareket eden bir kurşunu durdurmak için hiçbir şey yapamayacağını fark etti.

Bu esnada kurşunun, erkeğin, her şeyin nasıl bu kadar yavaş hareket ettiğini düşündü. Normalde kurşun çoktan erkeğe çarpış olmalıydı. Ancak o havadaki kurşunları sayabiliyordu. Onlara doğru gelen 5 kurşun vardı. Bu kurşunlardan iki tanesi siyahlı kızın saklandığı duvara çarpmak üzereydi. Bir tanesi siyahlı kızla erkeğin arasındaki boşluktan geçecekti. Bir tanesi ise erkeğe doğru geliyordu. Son kurşun ise namludan yeni çıkmış ve erkeğe doğru ilerliyordu.

Bir an sonra kız herşeyin yavaşladığı sırada kendisinin normal bir şekilde düşünebildiğini fark etti. Herşey o kadar yavaştı ki saniyede yüzlerce metre hareket eden kurşun bile sadece ufacık bir mesafe ilerlemişti. Daha sonra kız yavaşlayan zamanın içinde kendisinin normal bir şekilde hareket edebildiğini fark etti. Erkekle arasındaki iki adımı attığında ise onu omuzundan tuttu ve çekmeye başladı. O an her şey normale dönebilirdi ve ikiside o an kurşunlar tarafından delik deşik olabilirdi ancak bu şekilde olmadı.

Bir eliyle silahı aldı ve omuzuna astı. Daha sonra erkeği tuttu ve çekmeye başladı. İlginç bir şekilde erkeği çekerken hiç zorlanmamıştı. Hatta ona kalsa o an dünyayı yerinden oynatabilirdi. Erkeği saklandıkları yere çektiğinde onu bırakmadan silahı kaldırdı ve tetiğe birkaç kere bastı. Silah geri doğru tepsede gönderdiği kurşunların siyahlı adamlara doğru ilerlediğini gördü. Siyahlı kızın kurşunlarından birisi de başka bir siyahlı adama doğru ilerliyordu. 4 kişi vardı karşılarında ve üçü birazdan ölecekti.

Erkeği saklandıkları köşeye götürdüğünde zamanın akışı normale döndü ve siyahlı kız bir kaç kere daha ateş etti. Daha sonra onlara doğru dönükten sonra avuç içini kendine doğru çevirip birkaç kez açıp kapattı. Bu gelin anlamına geliyordu ancak o esnada ikisi birbilerine bakıp anlamaya çalışıyorlardı olanları. Erkek silaha doğru eğildiğini hatırlıyordu ve daha sonra buraya gelmişti. Kız ise zamanın yavaşladığını görmüştü ve bunun neden olduğunu bilmiyordu. Siyahlı kıza doğru ilerlerken ikisinin de kafasında soru işaretleri vardı ama ikisi de konuşmadılar. Hala söyleyecek sözcükleri bulamıyorlardı.

Siyahlı kızın peşinde ilerlerken elllerinden geldiği kadar görünmemeye çalışıyorlardı. Kızın ona güveni artmış, erkeğin ise güveni oluşmuştu. Ancak ne kadar güvenirlerse güvensinler tek bir yanlış hareketle yok olacaklarını çok iyi biliyorlardı. Kendilerinin yok olmaları önemli değildi onlar için ama görüntüdeki adamın dediğine göre onlar olmazsa aşk da yok olacaktı ve onlar aşk için yaşamaya karar verdiler. Hala onu nasıl kurtaracaklarını bilmiyorlardı ama onu kurtarmak için yaşamaları gerekiyordu.

Koşmaktan, eğilmekten, saklanmaktan, çömelmekten oldukça yorulmuşlardı ve öyle bir zamandaydılar ki dinlenmeye bile vakit yoktu. Kız koşarken kaslarının ağrımaya başladığı hissetti. Hatta bir engele takılıp düşmek üzereyken erkek ona sarıldı ve düşmesini engelledi. Birbirlerine dokundukları o anda öyleydi ki ikisi de ne olduğunu anlamayıp birbirlerinden uzaklaştılar. Erkeğe göre yüksek güçte bir elektirik parmaklarının ucundan girmiş ve bir süre boyunca bedeninde dolaşmıştı. Kıza göre ise o an sanki evrenin başka bir yerine gitmiş ve etraflarında olan hiçbir şeyi ne görmüş ne de hissetmişti.

İşin kötü tarafı ise sadece 5 sokak geçmişlerdi ve bu şekilde devam etmeleri gerekiyordu. Siyahlı kız başka birisi ile karşılaştığı zaman onu öldürmüş ve onun silahını erkek almıştı. Artık üçünde de silah vardı ve bu kendilerini daha güvende hissetmelerini sağlıyordu. Tabi güven kelimesinin sadece gölgesinin olduğu bir zamanda güvenin gölgesinin bile kaybolduğu bir andaydılar.

İlk konuşan kız olmuştu "Nereye gidiyoruz?"

"Evinize gideceksiniz ve orada bir süre saklanacaksınız." ded siyahlı kız.

"Bir başka iki siyahlı adam ve iki yeni silah. Siyahlı kız yuvarlak bir şey aldığında ikiside onun ne olduğunu bilmiyordu. Ta ki siyahlı aldığı yuvalak şeyi karşılaştıkları kalabalık bir siyahlı adam gurubuna doğru fırlatana kadar. Siyahlı yuvarlak şeyi fırlattıktan birkaç saniye sonra büyük bir patlama oldu ve saklandıkları yerden çıktıkları zaman her yerde siyahlı adam parçalarının olduğunu gördü. Sanki siyahlı adamlar milyonlarca küçük parçaya bölünmüştü. Hatta bazı parçaları (kolun bir bölümü, bacak olduğunu tahmin ettikleri bir parça, tüm kemikleri kırılmış bir baş) onların yanına kadar gelmişti. Yürürlerken kopan parçalara basıyor ve onların o yapışkan maddeleri ayakkabılarını kaplıyordu. Yanmış et kokusu her yeri kaplamıştı.

Aşkın mezarı 40

Beklemek ikisi için de zordu. Hele söyleyecek binlerce sözleri varken beklemek daha zor geliyordu. Bir süre boyunca birbirlerine doğru hiç bakmadılar. İkisi de kafalarını farklı yönlere çevirmiş ve içinde hiçbir şey olmayan odayı inceliyordu. "İçi dışından nasıl daha büyük olabilir" diye düşündü erkek. Bu esnada kız ise sonrasında nelerin olabileceğini hesaplamaya çalışıyordu. İkisi için de oldukça uzun bir beklemeydi.

Ancak kız daha fazla dayanamayacağını hissettiğinde ilk soruyu soran olmuştu "Nasıl bir mesaj bekliyoruz."

Şapkalı adam bu soru karşısında hafifçe gülümsedi. Bu soruyu beklediğini düşündü erkek ama hiçbir şey söylemedi. "Geçmişten gelen bir mesajı bekliyoruz. Birkaç dakika sonra masasın arka tarafında bir görüntü belirecek ve bize bazı şeyler anlatacak."

"Peki, ne anlatacak?" diye sordu erkek.

"Bende senin gibi bilmiyorum. Sadece burada olmamız ve mesajı dinlememiz gerektiğini biliyorum. Mesajı gönderen kimse belirli aralıklarla ortaya çıkar. Ben şimdiye kadar mesajları izlemedim. Bu yüzden sizin kadar merak ediyorum."

Şapkalı adam cümlesini bitirdikten birkaç an sonra metalik bir ses duyuldu ve masanın arka tarafından mavi bir ışık yükseldi. Birkaç an boyunca mavi ışığın kendini toplarlama zamanıydı. Daha sonra ise mavi ışığın ortasında bir adamın yüzü belirdi. Tahminlerine göre yaşlı denilebilecek zamana yaklaşmıştı adam. Saçlar dökülmüş, dökülen saçlarının ardından kalanlar ise gri bir renge boyanmıştı. Erkek şaşkınlıklar içinde ellerini dizlerine dayamış ve mavinin içindeki adamı izliyordu. Kız ise ne yapacağını bilemiyor ve olacaklardan korunmak için kendini koltuğun arkasında bulmuştu.

"Hoş geldiniz" dedi mavi ışıktaki adam ve konuşmaya devam etti.

"Sizin karşımda oturduğunuzu düşünüyorum. Aşkı arayan bir erkek ve bir kadın. Bu gece birçok sorunuza cevap vereceğim. Ancak önce kendimden bahsetmek istiyorum. Sizin yaşadığınız zamandan 3000 yıl önce yaşadım. Şu an içinde bulunduğum zamanda sistem aşkı ele geçirmeye başlamış durumda ve fazla zamanın kalmadığını düşünüyorum. İsterseniz her şeyi en baştan anlatayım size.

Benim olduğum zamandan çok daha önceleri dünya yok olmaya başlamıştı. Teknoloji hem benim olduğum zamandan hemde sizin olduğunuz zamandan çok daha üstündü. Dünyanın yok olması yaklaştıkça yaşayanlar korkutucu sonu çaresizce izliyorlardı. Daha sonra süper bir makine yaptılar ve bu makine o zamanda yaşayan en akıllı canlıydı. Her şeyi bildiğini düşünün. Sonra bu makineye dünyayı kurtarmasını söylediler. Makine ise kurtuluş için dünyanın yeniden başlatılması gerektiğini söyledi ve o zamandan 1000 yıl kadar sonra devasa bir savaş başladı. Gezegen nüfusunun yarısından fazlası o savaşta öldü. Bu esnada makine geçen bin yıllık sürede duyguları yok etmeye başlamıştı bile. Savaştan sonra ise duyguları öldürmeyi başardı ve bu sebepten dolayı duyguları bilmiyorsunuz.

Ben büyük savaşın başladığı yıllardan gönderiyorum bu mesajı. Kendi bulduğum bir yöntem sayesinde geleceği tahmin edebiliyorum ve şu anda karşımda oturduğunuza göre yöntemin başarılı olduğunu düşünebilirim. Aşkın koruyucuları olarak geleceğe mesajlar bırakarak onlara ne yapmaları gerektiğini söylüyoruz. Genelde her mesajı en kritik zamanlarda gönderiiyoruz. Şu anda çok önemli bir zamandasınız. Aşkı bulmaya çabaladığınızı biliyoruz. Bu konuda bazı ipuçlarına eriştiğinizi de biliyoruz. Ancak asıl yolculuğunuz bundan sonra başlayacak. Sistemin yok olacağı yolcuğu ikiniz başlatacaksınız. Bu yolculukta sizleri zor zamanlar bekleyecek. Unutmayın ki birbirinizden başka güvenecek kimseniz yok.

Bundan sonra beni birkaç kere daha göreceksiniz. Sizlere ne yapmanız gerektiğini anlatacağım ancak unutmayın ki ben sadece size yol gösteriyorum. Eğer yeterli mücadeleyi göstermezseniz aşk sonsuza kadar yok olacak ve sistem her şeyi ele geçirmiş olacak. Buna izin vermeyeceğinize inanıyorum.

Şu anda dışarıda bir savaş başladı ve her yerde sizi arıyorlar. Bu nedenle dışarıya çıktığınızda çok dikkatli olun. Unutmayın ki biriniz eksik olursa aşk yok olacak. Dışarıya çıktıktan sonra birbirinize bulduklarınızı verin ve bir süre boyunca düşünün aşkı. Onu daha fazla anlamış olacaksınız. Ancak dışarıda bir savaş olduğunu unutmayın ve elinizden geldiği kadar saklanarak ilerleyin.

Son olarak size bir sonraki hedefinizi söylemek istiyorum. Çıkacak sorunları hallettikten sonra aşkın mezarını bulmanız gerekiyor. Aşkın mezarını bulduktan sonra onu hayata döndüreceksiniz. Ancak buna daha çok var şimdi ilk olarak savaştan kaçmalı ve güvenli bir yerde saklanmalısınız. Ne zaman çıkacağınızı anlayacaksınız. Anladığınız zaman size yol gönderecek kişi şu an karşısınızda duruyor. Unutmayın aşkın geleceği size bağlı ve onu sadece siz yaşatabilirsiniz."

Gri saçlı adam konuşmasını bitirdiğinde bir süre boyunca konuşmadılar. Sadece birbirlerine baktılar ve ne söyleyebileceklerini düşündüler. Anlatılanları kabullenmek kolay değildi. Hele gezegene bunların yapılması ve canlıların kendi sonlarını getirmeleri kabul edebilir değildi.

İlk önce şapkalı adam konuştu "Artık biliyorsunuz."

Kız kollarını birbirine dolamış bir şekilde konuşurken sözü alan erkek oldu "Ne yapmamız gerekiyor?"

"Sende izledin. Bulduklarımızı paylaşmamızı ve aşk üzerine düşünmemizi söyledi." dedi kız.

"Evet, öyle söyledi ama sonrasında neler olacak? Savaştan nasıl kaçacağız? Bu arada ben şarkıları buldum üç diskin içindeydi şarkılar. Sen ne buldun?"

"Ben de 3 tane yazı buldum."

"Güzel anlamışsınız. Anlatılanların bir bölümünü biliyordum ve bir diğer bölümünü tahmin ediyordum. Bundan sonra neler olacak anlatayım hemen. Dışarıya çıkacaksınız ve orada sizi siyahlı kız karşılayacak. Onunla birlikte savaştan kaçacaksınız ve sonra güvenli eve gideeksiniz. Gerisini biliyorsunuz zaten, benden haber bekleyeceksiniz."

"Anladım" dedi kız. "Merak ettiğim bir şey var, sen ne zaman aşkı aramaya başladın."

"Güzel bir soru oldu bu teşekkür ederim. Bundan uzun zaman önce bende sizin gibiydim, yaşıyordum bir şekilde ve hep birşeyler eksikti. Ben neden hayatın böyle olduğunu sorgularken bir gün onunla karşılaştım. Hatta yolda yürürken çarpıştık, evet benim hatamdı. Ayağa kalkmasına yardımcı oldum ve sonra o gitti. Eve geçtiğimde onu merak eder bir şekilde buldum kendimi ve kameralardaki görüntüleri ele geçirdim ve daha sonra onun görüntüsü taratıp kim olduğunu buldum. Onu tekrar görmezsem yaşayamayacağımı hissediyordum. Aynı sizin gibi ne hissettiğimi de bilmiyordum.

Onun adresini öğrenince bir gün karşısına çıktım ama kötü tarafı ona ne söyleyeceğimi bile bilmiyordum. İlginçtir ki bana 'Hoşgeldin' dedi. Anlayamadım tabi. Sonrasında bir süre konuştuk onunla. Aşkın koruyucularındanmış o tabi bunu bana çok sonra söyledi. Bilmemede gerek yoktu çünkü onunla çok mutluydum. Kalan hiçbir şey önemli değildi benim için. Öyle ki onunla bir an geçirmeyi onsuz bir ömüre yeğlerdim.

Tabi bir süre sonra bana her şeyi anlattı ve biz aşık olduk birimize. Birbirimiz olmadan yapamıyorduk. Onsuz geçen bir an bana yıllar gibi geliyordu. Nasıl oldu bilmiyorum ama sistem bir şekilde bizi öğrendi ve bir gece biz evdeyken içeriye gidip onu öldürdüler. Bana dokunmadılar çünkü ben sistemin içinde önemli bir görevdeyim. Bunun yerine onu hafızamdan sildiler. Şimdi onu hatırlayamıyorum. Size anlattıklarımı da kağıtlara yazmıştım. Oradan hatırlıyorum yoksa onu hiç görmemiş gibiyim. Ben de sistemi yok etmeye karar verdim ve sonunda ölüm olsa bile onu yok edeceğim."

"Çok üzücü ama bunlar." dedi kız. Gözlerinin kenarlarında bir baskı hissediyordu.

Erkek ise sessiz kalmış ve sinirden avuçlarını sıkmıştı. Tırnakları avuç içine batıyor ve canı yanıyordu ama bu umurunda bile değildi.

"Şimdi görevinizin bu kadar önemli olduğunu anlıyorsunuz umarım. Bu gezegeni eski haline getirmek, aşkı tekrardan canlandırmak sizin elinizde. Yoksa sistem her şeyi ele geçirecek ve ondan sonra hiçbir şey olmayacak." dedi şapkalı adam.

"Çok iyi anlıyorum. Onu yok etmek için her şeyi yapacağız." bunu söylerken bilinçsiz bir şekilde kızın elini tutmuştu. Ne olduğunun farkında değildi ama ilk kez başka birisinin teni ona yabancı gelmemişti.

Kızın elini tuttuğunda kız başını çevirip ona doğru baktı ve sanki kendine baktığını düşündü.

"O zaman çıkıp ve siyahlı kızın yanına gidin. O size yardımcı olacak ve kendinize dikkat edin."

Erkek ile kız ayağa kalktıktan sonra başlarını eğerek selam verdi ve kapıdan dışarıya çıktı. Dışarıya çıktıları anda tekrardan şehre dönmüşlerdi. İlk olarak büyük bir patlamayı duydular. Öyle ki ikisi birden kendini yere attı. Daha sonra patlamayı takip eden silah sesleri duymaya başladılar. Bu esnada şehrin birçok yerinden dumanlar yükseliyordu.

Birkaç an sonra bir kadın sesi duydular ve kollarının altına sakladıkları başlarını kaldırıp yukarıya doğru baktılar. Karşılarında siyahlı bir kadın duruyordu ve "şimdi gitmemiz gerekiyor, acele edin" dedi.

Ve hızlı bir biçimde ara bir sokaktan ilerlemeye başladılar. Karanlık olan sokak patlayan bombaların etkisiyle aydınlanıyor, bombaların sesi bir süre boyunca duymamalarını sağlıyordu.

Aşkın mezarı 39

"Hoş geldin. Bu akşam bir çok soruna cevap vermeye çalışacağım. Gerçekleri görmenin vakti geldi."

"Bir çok şeyi bilmiyorum. Neler oluyor? Aşk neden yok? Ona ne oldu? Şarkılar neden dinlediklerim gibi değil?"

"Bazı sorularına şimdi cevap vermeyeceğim ama onun da zamanı gelecek birazdan. Sana biraz bizden bahsetmek istiyorum. Kendimize aşkın koruyucuları diyoruz. Tarihin başlangıcından beri varız. Amacımız aşkı korumak ve onu yaşatmak. Çok eskilerden bunun için şarkılar yazdık, hikayeler anlattık ama öye bir zaman geldi ki aşk yok olmaya başladık. Karşımızdaki güç o kadar büyüktü ki hiçbir şey yapamadık. Sadece bekledik. Doğru zamanın gelmesini bekledik, aşkın tekrardan yaşadığı günün gelmesi için bekledik."

"Eskiden aşk vardı ve dinlediğim şarkılar o zamanlarda yazılmıştı. Peki bu ne kadar önceydi?"

"Binlerce yıl belki tam tarih veremem sana ama sadece çok uzun zaman önce diyebilirim, tahmin edeceğinden bile daha önce."

"Bu binlerce yılda aşk yok oldu. Peki neden böyle oldu? Kimse savaşmadı mı aşk için? Ondan bu kadar mı kolay vazgeçtik?"

"Elbette savaş oldu hatta çok büyük bir savaş. Tahminlerimize göre toplam nüfusun yarısından fazlası bu savaşta öldü ve biz güçsüzleştik. Artık sadece birkaç kişiyiz ve tahmin edebileceğin gibi sistem peşimizde. Bu yüzden saklanıyoruz."

"Doğru zaman demiştin o ne zaman gelecek?"

"Az kaldığını düşünüyorum. Bu konuda daha fazla bilgi veremem sana ama merak etme zamanla öğreneceksin."

"Anlamıyorum, aşkı da anladığım söylenemez ama onun çok güzel olduğunu biliyorum. O kadar güzel ki sadece onun için yaşanabilir sanki."

"Aşkı tam olarak bende yaşamadım ama zamanla benim bildiklerimi sende öğreneceksin hata benden daha fazla öğreneceksin sen."

"Senden daha fazla nasıl öğrenebilirim. Sen herşeyi biliyorsun."

"Hayır, ben herşeyi bilmiyorum. Bilmediklerim çok daha fazla."

"Anlamıyorum."

"Anlayacaksın yakında. En büyük savaşı yakında vereceğiz ve aşk tekrardan özgür olacak. Sadece biraz daha kaldı ve yakında herşey değişecek. O savaşta sistem kaybedecek."

"Nasıl bu kadar emin konuşabiliyorsun?"

"Sorunun cevabını burada öğreneceksin ama biraz daha zaman tanı bana."

"Neden anlatmıyorsun?"

"Birisini daha bekliyorum. Aynı senin gibi aşkı arayan birisini."

"Bir kız mı yoksa?"

"Sen bunu nereden biliyorsun?"

"Nasıl anlatacağımı bilmiyorum ama siyah ay söyledi bana."

"Siyah ay mı?"

"Evet, yaşlı adamın rüyasındayken siyah ay ile konuştum ve yakında bir kızla tanışacağımı söyledi bana."

"Evet, bir kızla tanışacaksın ve sorularının çoğuna cevap bulacaksın. Bu akşam bizim için çok önemli. Savaşın başlangıcı burası olacak."

Adam bir an için sustu ve kendini gelecek kızı düşünürken buldu. Neye benziyordu acaba? Aşkı biliyor muydu? Onu bilirse ondan çok şey öğrenebilirdi. Eğer bilmiyorsa aşkı onunla birlikte arayabiliridi. Belki aşkı birlikte bulurlardı.

"Kusura bakma bir an için düşündüm."

"Önemli değil. Zaten şu anda daha fazla konuşmak istemiyorum."

"O zaman başka bir soru sormak istiyorum. İçerisi nasıl dışarıdan daha büyük olabilir?"

"Konuşmanın başından beri bu soruyu bekliyordum. Şöyle anlatayım sana burası başka bir yerde. Evrende başka bir yerde. Kapıdan geçtiğin zaman buraya geldin bu nedenle rahatsız edilmeyeceğiz."

"Nasıl yani buraya başka biri giremez mi?"

"Hayır, benim istemediğim kimse buraya giremez."

"Anladım, bu yüzden bu kadar rahat konuşuyorsun."

"Saklanmak zorunda olmayınca daha güzel oluyor."

Cümlesini bitirdiğinde şapkalı adam gülümsedi. Konuşmaya başladığı zamandan beri yüzünde olan acı ve hüzün kayboldu bir anda.

"Geldi."

İkisi birlikte kapıya bakmaya başladı. Kısa bir süre sonra kapı açıldı ve siyah uzun saçlı bir kız içeriye girdi. Kız ilk önce tam karşısında oturan şapkalı adamı gördü ve hemen ardından onun yanındaki koltukta oturan başka bir adamı. Daha sonra başını iki yana salladı ve yüzünde şaşkın bir ifade oluştu.

"Evet, içerisi dışarısından daha büyük."

Şapkalı adam dolu olan koltuğu işaret ederek "Merak etme o da senin gibi aşkı arayan birisi. Sizinle konuşacaklarım var. Sende otur." dediği zaman kızlı hızlı ve heyecanlı adamlarla adamın yanındaki koltuğa oturdu ve bir an için adamla bakıştılar. Bir kaç saniye boyunca birbirlerinin gözlerinin içine baktılar.

Geçen uzun birkaç saniyenin ardından şapkalı adam konuşmaya başladı "Hoşgeldin. Buraya sorularınızı cevaplamak için çağırdım sizi. Elimden geldiğince yardımcı olmaya çalışacağım. Ayrıca bu akşam geçmişten gelen bir mesejı ilk kez dinleyeceğiz. Şimdi rahatınıza bakın birazdan başlaması lazım."

Kız ve erkek tekrardan bakıştılar ve gülümsediler. O gülümseme tarihe son gerçek gülümselerden birisi olarak geçti ve beklediler.


Aşkın mezarı 38

Şarkı tekrar ve tekrar değişiyor, o her dinlediği zaman yeni anlamlar buluyordu. Şarkı o kadar güzeldi ki öyle bir şeyi daha önce hiç yaşamamıştı. Hatta yaşayan birisinin olduğuna inanmıyordu. Aslında birilerinin yaşama ihtimali güzel olurdu ama buna ihtimal vermekte zorlanıyordu. Bir süre sonra rahatladığını hissetti ve kafasındaki sorular yok olup giti. Bir süre daha sonra gözlerini kapattı ve şarkının uçsuz bucaksız bir deniz olduğunu hayal etti. O ise uçsuz bucaksız denide yolculuk yapan bir gemiydi.

O gemide yolculuk yapıyordu ve 3 ay tüm güzellikleriyle birlikte gökyüzündeydi. Hafif bir rüzgar esiyor ve serin esen rüzgar onun tenini okşuyordu. Her zaman olmak istediği yerdeydi aslında. Hafif dalgaların üzerinde yolduluk ederken dalgaların gemiye çarparken çıkardığı ses o anın müziği oluyordu. Sanki denizin bestesinin içinde dinlediği şarkılardan parçalar vardı ama bu durumu önemsemedi. Geminin arka tarafında uzanmış  ve 3 ayı seyrediyordu. Sanki her birinin ona baktığını düşündü. Sanki 3 ayda onu seyrediyordu.

Bir an geminin durduğunu hissetti. Gemi neden dururdu ki? Dalgalar durmuş olamazdı öyle olsa bile gemi bir süre daha yolculuk eder daha sonra dururdu. Bir gariplik olduğunu düşündüğü sırada ayağa kalktı ve geminin uç kısmına doğru koşmaya başladı.

Geminin uç kısmına geldiğinde gördükleri karşısında kayretler içinde kaldı. Devasa bir şey, bir yaratık, bir başka bir şey karşısında durmuştu. Gemi ise onun bacaklarından birisine çarpmıştı. Ancak o gemi ile ilgilenmiyordu. Bir elini havaya kaldırmış ve beyaz ayı yakalamıştı. Daha sonra da diğer elini kaldırıp ayı iki eliyle tutmaya başladı.

Beyaz ayı iki eliyle kendine doğru çekiyor ve beyaz ay yavaş bir biçimde ona doğru ilerliyordu. Ne olduğunu anlamadı, nerede olduğunu da anlamadı ama karşısındaki yaratık beyaz ayı yakalamak istiyordu. Daha sonra yaratık öfkeli bir biçimde haykırarak beyaz ayı bıraktı ve siyah ayı tutmaya başladı. Siyah ay beyaz aya göre daha dayanıksızdı ve daha hızlı bir biçimde yaratığa doğru geliyordu.

"Siyah ayı almana izin veremem" diye bağırdı adam ve yaratığın bacağına vurmaya başladı. Ancak yaratık onu hissetmiyordu bile. "Bunu yapmana asla izin veremem"

Adam yaratığın bacağına tırmanmaya başladığı sırada siyah ay iyice yaklaşmıştı. Ancak yaratık o kadar büyüktü ki adam ona tırmanana kadar siyah ayı yakalamış olacaktı.

Siyah ay iyice yaklaştığı ve denizin üzerinde siyah bir leke oluşturduğu zaman adam yaratığın karnına bile gelmemişti. Bu esnada yaratığın kahkalar attığını duydu ve gözünden aşağıya doğru bir sıvı akmaya başladı. Sıvı aktıkça daha hızlı hareket edebildiğini fark etti ve daha sonra büyümeye başladığını. Öyle ki birkaç an sonra yaratıkla aynı boyuta ulaşmıştı. Yaratığın siyah ayı tutan elini tuttu ve kenara doğru fırlattı. Bu hareketin şaşkınlığı içinde olan yaratık adama baktığında içini bir korku kapladı. Bu esnada adam yaratığa doğru yumruk atmaya başladı. Attığı her yumruk yaratığın yüzüne çarpıyor ve teninin değdiği her yer parçalanıyordu.

Yaratığa yumruklarını attıktan sonra yaratığın suratı paramparça olmuştu. Daha sonra iki eliyle yaratığın bir kolunu tuttu ve kendine doğru çekti. Yaratığın kolu adamın ellerindeydi ve kopan kolu denize fırlattı. Denize düşen kolun yarattığı dalgalar bacaklarına çarparken diğer kolunu tuttu ve onu da kopardı. Yaratıktan yeşil kanlar dökülüyor ve deniz koyu yeşil renge bürünüyordu. Yaratık çığlıklar atarken onun kafasını iki eliyle tuttu ve kendine doğru çekti. Vucudundan ayrılan kafaya önce bir süre boyunca baktı ve ardından kafayı da denize fırlattı. Kafası ve kolları kopan yaratık denize doğru düşerken o bir elini siyah ayın üzerine koydu ve "Kimsenin seni almasına izin vermeyeceğim" dedi.

O an siyah ayın gülümsediğini hissetti. Siyah ayı kurtarmıştı hatta diğer ayları da kurtarmıştı. Elini siyah ayın üzerinde gezdirdiği sırada içinde bir ses duydu "Şimdi yapman gerekenleri yapma zamanı geldi. Hadi uyan."

Gözlerini açtığında koltuğunda olduğunu fark etti. Uyumuştu demek ki ama gördüğü o rüya ne anlama geliyordu, o yaratık kimdi ve siyah aydan ne istiyordu? Ayrıca onun yapması gereken şey neydi? Şapkalı adam, evet şapkalı adamın yanına gitmeliydi. Pencereden dışarıya baktığında güneşin doğmuş olduğunu gördü ve hızlı bir şekilde evden dışarıya çıktı.

Adımları da evden çıkışı kadar hızlıydı. Sokakta yürürken hiçbir şeyi umursamadı. Aklında sadece kafasındaki sorular vardı ve onların cevaplarını sadece şapkalı adamda bulabilirdi. Sokakta yürürken birisi omuzuna çarptı. Adam dengesini kaybettiği sırada kafasını kaldırıp ona kimin çarptığına baktı. O kadar sinirliydi ki ona çarpan kişiyi oracıkta öldürebilirdi. Birisinin onunla cevapların arasına girmesine asla izin veremezdi hele onunla aşkın arasına girmeye kimsenin gücü yetmezdi.

Başını kaldırdığında karşısında şapkalı adamı gördü. Şapkalı adam ciddi bir şekilde duruyordu ve elini kaldırıp işaret parmağını dudaklarına koydu. Bu sus işaretiydi. Ardından şapkalı adam yanına yaklaştı ve "kusura bakmayın." dedi. Daha sonra "iyi misiniz?" diye sorduğunda adamın elini tuttu ve o an adam şapkalı adamın elinde bir kağıt olduğunu fark etti.

Hemen ardından ise şapkalı adam uzaklaşmaya başladı. Şapkalı adam uzaklaşırken elinde tuttuğu kağıda baktı ve orada bir adres yazdığını gördü. Yazan adres şehrin biraz dışındaydı ama birkaç saate yürüyebilirdi. Neden böyle olmuştu? Neden her zaman oturdukları bankta oturmamışlardı ve neden şapkalı adam bu kadar gergindi? Bir şeyler oluyor olmalıydı ve nelerin olduğunu öğrenmesi gerekiyordu.

Gideceği yeri biliyordu. Hatta kağıtta oraya nasıl gideceği detaylı bir biçimde yazıyordu. Oraya gelene kadar hızlı bir biçimde ilerlemiş olsa da şapkalı adamın davranışları şüphelenmesine sebep olmuştu. Bu nedenle yürürken daha yavaş yürümeye ve dikkat çekmemeye çabaladı. Şapkalı adam bu şekilde davrandığına göre kötü bir şeyler oluyor olmalıydı. Ne olmuş olabilirdi ki? Şimdiye kadar hep rahat olduğunu gördüğü adam neden bir anda değişmişti.

Tüm gücüyle koşmak istese de mantığı ona yavaş hareket etmesini söylüyordu. Hatta bunu o kadar sık tekrar ediyordu ki istese bile koşamazdı artık. Ağır adımlarla ilerlerken neler olmuş olabileceğini düşündü. Sistem şapkalıyı öğrenmiş olabilirdi ve belki de şapkalı bir kaçma planı yapıyordu. Kaçarlarsa eğer sistem onları bulurdu. Bu yüzden kaçmak çok mantıklı değildi. Belki bir süre boyunca saklanmaları gerekiyordu ama o saklanmak da istemiyordu. Kaybedecek bir zamanı yoktu onun.

Ağır adımlarla ilerlemeye devam ederken dikkat çekmediğini düşündü. Etrafından insanlar geçiyor ve hiçbiri ona bakmıyordu. Yarım saat kadar yürüdü ve ana caddeden ayrılmaya karar verdi. Ara sokaklarda daha hızlı hareket edebilirdi ama ara sokaklarda bile koşmadı sadece hızlı bir biçimde yürüdü. Kimsenin onu fark etmemesi onu rahatlatıyordu.

Tahmini olarak yarım saat daha geçtikten sonra kağıtta yazan yere ulaşmıştı. Karşısında küçük bir ev vardı ve evin yanına gidip kapıyı çaldı ama hiçbir cevap gelmedi. Biraz daha bekledi ve kapıyı bir kere daha çaldı. Kapı tekrardan açılmayınca kendisi açmayı denedi ve açılan kapıdan içeriye girdi. İçeriye girdiği zaman ilk olarak şapkalı adamı beyaz bir koltukta oturduğunu gördü. Daha sonra ise içeriye girdiği kapı arkasından kapandı. İlginç bir biçimde dışarıdan küçük bir ev olarak gördüğü yer tahminine göre gördüğünün neredeyse 10 katı daha büyüktü.

O şaşkınlık içinde bakarken şapkalı adam diğer koltuğu işaret etti ve "Evet, içi dışından daha büyük. Otur, seninle konuşacaklarımız var" dedi.

Aşkın mezarı 37

Erkek evine giden yol boyunca hala kiminle tanışacağını düşünüyordu. Herhalde şapkalı adam gibi birisi ile tanışacaktı ama siyah ay ona bir kadınla tanışacağını söylemişti. Tanıdığı, bildiği bütün kadınlar ona yardımcı olamaz, sorularına cevap bulamazdı. "Senin gibi" demişti siyah ay demek ki o da onun gibi bir arayıştaydı. Bu düşünce onu daha fazla heyecanlanmıştı.

Aynı zamanda yol boyunca yeni bulduğu diski de düşündü. Hangisini daha fazla düşündüğünü bilmiyordu ama tahminine göre tanışacağı kız daha öncelikliydi. Sonuçta diski eve geçince dinleyecekti ama kızla ne zaman tanışacağını bilmiyordu. Demek ki bu konu kafasını uzunca bir süre meşgul edecekti. Düşünceler ve sorular arasında bir süre daha yol aldıktan sonra eve geldi. İlk önce bilgisayarını açtı ve diski bilgisayarına aktarmaya başladı. Bu ensada ise kızı düşünüyordu.

Ona nasıl yardımcı olabilirdi ki? Belki de onda da diskler vardı ama öyle olsaydı şapkalı adam onu en başta kıza gönderirdi. Belki onun bilmediği bazı şeyleri biliyordu. Belki de bazı cevaplar ondaydı. Belki aşkın ne demek olduğunu biliyordu. Belki de onda diskten başka bir şeyler vardı. Ne olabilirdi ki onda? Acaba nasıl gibisiydi? Gözleri ne renkti mesela veya saçları nasıldı? Bu soruları neden sorduğunu düşündü bir süre boyunca. Neden onu bu kadar merak ediyordu ki neden nabzı bu kadar hızlı atıyordu? Neden soluk alış verişi bu kadar hızlanmıştı?

Bu esnada diski bilgisayara aktarma işlemi sona erdi ve onu dinlemeye başladı. Disk ince bir sesle başlamıştı. Bu sesin neye ait olduğunu bilmiyordu ama ses onun içine işlemeye başladı. Bir kaç saniyenin ardından gözlerini kapattı ve kendini müziğe bıraktı. En başta duyduğu o ses fazlasıyla hüzünlüydü. Her şeyini kaybetmiş gibi hissetti bir süre boyunca daha sonra başlangıçtaki o hüzün yerini yavaş yavaş başka bir şeye bıraktı.

Yeni gelen duygunun aşk olduğunu düşündü. Öyle bir duyguydu ki baştaki hüzün kaybolmuş ve yerini sonsuzluğa bırakmıştı. Evet, o an sonsuzlukta olduğunu hissetti. Sanki istediği herşey onundu, sanki o dünyada eksik hissetmiyordu. Bu şekilde hissedip hissetmeyeceğini düşündü bir kaç an boyunca. Daha sonra hissedeceğini söyledi kendine. En azından aşkın ne olduğunu öğrenecekti. "Aşkı anlamadan ölmeyeceğim" dedi kendisine. "Aşkı bulacağım."

Şarkı biraz daha ilerledikten sonra müziğe tekrardan hüzün eklendi. Ancak bu farklı bir hüzündü. Az önce herşeye sahip olduğunu hissederken o an herşeyin ondan gittiğini hissediyordu. Demek ki aşk gitmişti ve giderken ona dair ne varsa götürmüştü. O kadar büyük bir boşlukta hissediyordu ki kendini şimdiye kadar hiç öyle hissetmemişti. Çaresizdi ve bunu değiştirecek hiçbir şey yapamıyordu.

Şarkının sonlarına doğru ise hüzün biraz azalmıştı. Alışmış mıydı yoksa vaz mı geçmişti. Ancak vazgeçemezdi. Belki de onun yokluğunu kabullenmişti. "O gelmeyecek" demişti belki de veya sevdiğini siyahlı adamlar öldürmüştü. Evet, siyahlı adamlar hep böyle yapardı. Bu esnada farkında olmadan tırnaklarını avuç içine geçirmişti. Bunu şarkı bittiği zaman tekrar başlatmak için gözlerini açtığında fark etti. Ancak çektiği acı hiçbir işe yaramamış ve öfkesi devam ediyordu. İmkanı olsa siyahlı adamların hepsini yok ederdi ama zamanı gelmemişti daha. Ve şarkıyı tekrardan başlattı ama bu sefer gözlerini kapatmadı. Gözlerini açık tutup düşünmeye devam etti.

Düşündüğü konu tekrardan tanışacağı kız olmuştu. Şarkı onu biraz sakinleştirmişti ama şarkıyı değilde kızı düşünmeye başladığında nabzı yine artmıştı. Kız mı onu böyle yapmıştı. Eğer böyle ise onu düşünmek çok güzel değildi ama onun düşündükçe iyi hissediyordu kendini. Hem siyah ay ona "yakında" demişti. Demek ki yakında kız ile tanışacaktı. Acaba ne zaman tanışacaktı. Arada geçen zaman diliminin "hemen" olmayacağını tahmin ettiği için nabzını yavaşlatmayı denedi. Ancak bu çabalar hiçbir işe yaramıyordu.

Yine uykusuz bir gece onu bekliyordu. Bu esnada kendini müziğe odaklamaya çabaladı. Ancak bunu yapması oldukça güçtü. Sanki içi hava dolu bir balonu suya batırmaya çalışıyormuş gibiydi. Ne kadar uğraşırsa uğraşsın o balon tekrardan su üstüne çıkıyordu. Bu nedenle bu uğraşından da vazgeçti. Bir şekilde kendini sakinleştirmesi gerekiyordu ve başını çevirip avizeye doğru döndü. Belki avize ile konuşmak ona iyi gelebilirdi.

"Ben niye böyle oldum ki avize? Neden bu kadar heyecanlıyım?"

Avizeden her zaman olduğu gibi hiçbir cevap gelmedi ama o konuşmaya devam etti. Zaten bir cevap beklentisi içinde değildi.

"Kiminle tanışacağım ben? Siyah ay söylediği için hiç korkum yok ama kiminle tanışacağımı çok merak ediyorum. Sen biliyor musun?"

Avizeden hala bir cevap gelmiyordu ama erkek konuşmaya devam etti. Zaten avizeden bir cevap gelmesi çok olasılık dışıydı ama yakın zamanda olasılıkların dışında çok şey yaşamıştı.

"O ne zaman gelecek biliyor musun? Sana yalvarırım bana cevap ver!"

İlk anda avizeden hiç cevap gelmedi ama daha sonra oda bir an karanlığa büründü ve daha sonra tekrardan aydınlandı. Bu ne anlama geliyor olabilirdi ki? "Bir" mi demek istemişti. Bir demek istediyse bir saat miydi yoksa bir saniye mi yoksa bir gün mü yoksa bir yıl mı? Bir saniye içinde gelmesi oldukça zordu, bir dakika da aynı şekilde bir saat de oldukça zordu çünkü evde biraz dinlenmek istiyordu. Bir gün olabilirdi beki ama bir yıl çok uzundu. Bir gün yarın demekti ama bir yıl yarından bile çok uzaktı ve o an yarını bile bekleyemeyeceğini hissediyordu.

"Seni anlamıyorum ben. 1 mi demek istiyorsun. Bir çok uzak ama. Bir saniye bile çok uzak ve ben bekleyemiyorum. Bunca yıl hep bekledim ama şimdi beklemek çok zor geliyor. Ne yapmam gerekiyor söyle?"

Yine bir an boyunca hiçbir şey değişmedi ama daha sonra bir ses duydu. Duyduğu avizenin sesi miydi yoksa o kendini kaybetmeye mi başlamıştı. O sesi tekrardan duyduğu zaman ise dinlemeye başladı.

"Bekleyemem diyorsun ama beklemezsen hiçbir şeyin olmayacağını çok iyi biliyorsun. Dayanamayacağım diyorsun ama dayanacağını da çok iyi biliyorsun. Ne yapman gerektiğini bilmiyorum diyorsun ama ne yapacağını çok iyi biliyorsun. İyi düşün ve ne yapacağına karar ver."

Kim konuşmuştu. Avizenin konuşma imkanı yoktu yoksa var mıydı. Acaba siyah ay mı konuşmuştu çünkü bir kadın sesi duymuştu. Yoksa avize kadın mıydı yoksa tanışacağı kız onun içinde miydi. Son düşüncesi ona çok saçma geldi ve bu düşünceden vazgeçti. Siyah ayla konuşması avize ile konuşmasından çok daha olasıydı sonuçta onunla bir kere konuşmuştu. Belki de avize daha öncede konuşuyordu ama onu hiç duymamıştı. Siyah ayda daha önce konuşuyor olabilirdi. Eğer böyleyse onu da duymamıştı. Belki de aşkı aradığı için onları duymaya başlamıştı ve belki de bunların hiçbiri gerçek değildi ve o delirmişti.

Delirmiş olma ihtimalinin ona hiçbir şey katmadığını fark ettiğinde bu düşünden vazgeçti ve ne yapacağını düşünmeye başladı. Bir süre boyunca düşündü ama hiç tanımadığı, hakkında bir şey bilmediği bir kızı nasıl bulacağını bilmiyordu. Bu şekilde onu bulması imkansızdı o zaman başka bir yol bulmalıydı. "Şapkalı adam" biliyor olmalıydı. Sonuçta o herşeyi bilirdi yani bilmesi gerekiyordu. Yani buraya kadar gelmişken vazgeçemezdi. Belki de kızda yaşlı adam gibi esir tutuluyordu. Böyleyse onu kurtarması gerekiyordu. Ancak önce biraz dinlenmeliydi, hatta yapabiliyorsa biraz uyumalıydı. Şapkalı adam biraz daha bekleyebilirdi.

Şarkıyı sürekli tekrara ayarladı ve koltuğuna uzandı. Biraz dinlenmeliydi kısa sürede o kadar çok şey yaşamıştı ki dinlenirse düşüncelerinin yerine oturacağını düşündü. Hem dinlenmezse şapkalı adamın yanına gidemezdi. Şapkalı adamın yanına gidemezse sorularına cevap bulamazdı. Sorularına cevap bulamazsa ölürdü. "Aşkı anlamadan ölmeyeceğim" dedi kendine ve gözlerini kapatıp şarkıyı dinlemeye başladı her tekrarda yeni duygular hissederek.

Aşkın mezarı 36

"Onsuz yaşamak mümkünmüş gibi söyledi hatta. Ben her ne kadar yaşamaya çalışsam da hep eksik kaldım.Onu bulamadım, yarım bile değildim ben. Sanki bir parçamı benden almıştı. Kaybettektiklerimin yerine yazıyı koydum bende. Yazdıkça onu hissettim ama bir daha göremedim. Yazdıkça onun kokunu çektim içime ama bir daha koklayamadım. Ona dokunmak kaç tane hikaye yazdığımı bilemezsin ama ona dokunamadım. Onu bulabilmek ümidiyle yaşadım ben ve aradan 12 yıl geçti. Ben hala herşeyin başladığı yerdeyim. Gidecek başka yerim yok benim. Olasılık kitaplarını yırtıp attım ben. Yaşamak beklemekmiş bunu anladım. Yaşamak ümit etmekmiş."

"Ümit etmeyi bilmiyorum ben"

"Ümit etmek bir şeyin gerçekleşmesini beklemektir. Herşeyin güzel olacağını beklemek gibi düşün, güzel olmayabilir hatta daha da kötüye gidebilir ama sen yine de beklersin."

"Aynı benim aşkı anlayabileceğime inanmam gibi."

"Aynen öyle aşkı anlayabileceğini bilimiyorsun ama yine de inanıyor ve onun için yaşıyorsun. Aynı benim O'nu bulabileceğime inanmam gibi."

"Onu bulunca ne olacak peki?"

"Bilmiyorum ve bilmek önemli değil. Önemli olan onun için yaşamaktır. Ben onu bulmak için yaşıyorum. Aşkı öğrenmek için yaşadığını söylüyorsun, aşk onun için yaşamaktır."

Adam gülümsemeye başlar, gülümsemesi yüzündeki kırışıkları ortaya çıkartır ve konuşmaya devam eder. "Madem buraya aşkı anlamak için geldiğini söylüyorsun o zaman sana bir yazımı okutayım."

Etraf bir anda karardı ve kız çekildiğini hissetti kısa bir süreliğine. Karanlık gittiği zamanbir odada olduğunu farketti. Mor bir koltukta oturuyordu ve bir defter tutuyordu elinde. Defterii bacağının üzerine koymuş ve sağ elindeki kalem ile yazı yazıyordu. İlk başta orada ne olduğu anlamadı ama daha sonra adamın hikayeyi yazdığı zamanda olduğunu fark etti ve adamın yazdıklarını okumaya başladı. Bir taraftan yazıyor diğer taraftan okuyordu. İşin garip tarafı ise adamın ne yazacağını bilmesindeydi.

"Günlerden dündü. Salıydı galiba, şubatın 30 u. Salı, seni gördüğüm gün yani dün. Hatırlıyorum ayak tabanların yere değmeden yürüyordun sessizce. Yanaklarında hafif bir tebessüm vardı bir şarkı mırıldanıyordun belki sadece kendinle konuşuyordun. Herkes konuşur kendinle, hayaller kurar, tartışır bazen ise komik şakalar yapar. Son damla yağmurun toprağa değmesinin üzerinden 11 saat 23 dakika 37 saniye ve 47 salise geçmişti. Saçların hala ıslaktı ama belli ki yağmur damlalarını saklıyordun kim bilir neden. Saçların kıvır kıvırdı, yanaklarındaki gamzelere gömülmek isterdim doğrusu. Fazlasında gözüm yoktu, kalbin için bedenim fazla kirliydi bu yüzden gamzelerine gömülmek yeterli geliyordu o anda.

Sonra sen gittin bir anda gözlerimin önünden kayboldun. Hangi otobüse bindiğini göremedim, peşinden ne kadar koşsam da yetişemedim sana. Öylece gidiverdin, hayatında birisi vardı belki yoktu. Belki birisinin özlemi içerisindeydin belki hayatına kimseyi istemeyecek kadar acı çekmiştin. Yaralarını iyileştirebilir miydim bilemiyorum ama sen ruhumdaki bütün kanamaları durdurabilir kendi yaralarını açabilirdin. Sorun olmazdı inan bana tenin tenime bir kez olsun değse beni istediğin gibi öldürebilirdin. Sadece bir kez olsun duyabilseydim güzel dudaklarından dökülen tek bir kelimeyi kafi gelirdi bana. Fazlasında gözüm yoktu.

Sonra başka bir gün daha doğrusu aradan tam 7907 saat ve 1543 saniye sonra tekrar görmüştüm seni. Gözlerinin etrafındaki çizgiler derinleşmiş, gamzelerine göz yaşların birikmişti. Tuzluydu senin göz yaşların, oraya gömülsem çürümezdim belki. Hüzünlüydün belki erkek arkadaşından ayrılmıştın belki sadece o gün ters tarafından kalkmıştın. Seni takip ettim günlerce aylarca. O kadar güzeldin ki seninle aynı kadraja girsem kirleneceğinden korktum hep."


"Bir insan neden zamanı bu kadar önemser ki? Normalde bu kadar önemsemez aslında. Sanırım aşkın büyüklüğünü anlatmak için bu şekilde anlatıyor. Bir insanın gamzelerine gömülmek ne demekti veya neden isterdi insan bunu. Evet, ona yakın olmak hiç ayrılmamak için ama ölürse yaşayamazdı ama aşk böyleydi galiba" kız bir an için derin bir nefes aldı düşüncelerini serbest bıraktı ve daha sonra yazmaya devam etti."

"Evet, eski erkek arkadaşını ben öldürdüm. Sana herkesin içinde vurmaya kalktığında onu durduran da bendim. Sen beni görmedin bile, tanımadın asla bilmedin ama bu en güzeliydi biliyor musun. Eski erkek arkadaşını önce kör bir iple astığımı sonra ise buna intihar süsü verdiğimi bilmiyorsun. Onu öldürürken eldiven giydim sadece hayatında parmak izlerim kalmasın diye. Yüzünde bir gülümseme daha açması için her şeyi yapardım. Yüreğine bir gül dikebilmeyi çok isterdim inan bana. Çok isterdim senin yanında durmayı tenine dokunmayı belki. Ancak hepsi için fazla günahkarım biliyorum. Sen cennete açılan bir kapıydın daha doğrusu sen cennettin.

Kıvırcık saçlarına fön çektirmeni sevmiyordum, bir gece gizlice odana girip fön makinanı bozan bendim. Evinin çaprazındaki eski apartmanın üçüncü katındaki kırık pencereli evde ben yaşıyordum. Belki dikkatini çekerde bir gün beni fark edersin diye o camı ben kırmıştım. Kendi ellerimle kırmıştım hatta eğer fark etseydin duvardaki kırmızı lekelerin kan olduğunu da anlayabilirdin. Bunların hiçbiri olmadı ama sen hayatına devam ettin bense bastığın kaldırımları düzelttim, bozulan bulaşık makinanı tamir ettim sen uyurken. Gönderdiğim çiçeklerden bahsetmiyorum bile. Hepsini aldıktan sonra yeni erkek arkadaşını nasıl tutkuyla öptüğünü izledim. Hepsi senin içindi, hepsi o güzel yüzünün bir kez daha gülebilmesi içindi.

"Aşık olan o işin herşeyi göze alırdı demek ki. Bunları bilmeden yaşadığım her an ne kadar boş ve anlamsızmış. Benim hayatımda bu kadar değer verdiğim, yani sevdiğim (bu kelimeye alışmam lazım sanırım) birisi olmadı hiç. Onun gülümsemesi için her şeyden vazgeçmek ne kadar da uzak bir kavram bana." Bu esnada adam zor nefes alıyordu. Bunun sebebinin yazdıklarının yoğunluğu olduğunu düşündü başlangıçta ama adamın hissettiği herşeyi hissettiği için yazmasının zorluğunun içindeki o kıza dair duygular olduğunu fark etti. Bu zamana kadar bu duygularla nasıl başa çıktığını sordu kendine.

"Düğünündeki uzaklardan gelen akraba bendim, elindeki küçük keseye tüm mal varlığımı bırakan da bendim. Hatta erkek arkadaşın ile tanışmanı bile ben sağladım hepsi sadece seni mutlu kılabilmek içindi. Evlendin şimdi çocukların var. Oysa seni daha dün görmüştüm.

Bu mektubu sana senin kollarında can verdikten kısa bir süre sonra yazıyorum. Aldığım zehir damarlarımda dolaşırken acı çekmedim hiç. Karşımda hayalin varken böyle bir ihtimal olmamıştı hiç. Gözlerinin içine baktım uzunca, en son gözlerini görmek istemiştim. İstediğim gibi oldu sadece gamzelerine gömülemedim olsun önemi yok artık. Ben dün seni gördüğüm yerde öldüm anlıyor musun. Bu mektubu hiç yazmadım ben sadece kısa bir süre için düşledim ve orada ani bir kalp krizi ile öldüm. Gömleğimin cebinde bu mektubu bulabilirsin yine de dikkate alma, seni bu hayattan daha fazla sevdiğimi asla bilme. Ben seni ilk gördüğümde öldüm aradan geçen 147 bin küsür saatin hiçbir önemi yok.

Ben seni ilk gördüğüm gün öldüm. Şu anda cesedimin yanında elinde bu mektup ağlıyorsun. Seni çok sevdiğimi düşünürdüm ama yeteri kadar sevmiyormuşum. Ağlamana sebep oldum asla affetmeyeceğim kendimi."

Kız yazıyı bitirdiğinde kendini tekrardan adamın yanında buldu ve "Bunların hepsini yaşadın mı?" diye sordu.

"Elbette hepsini yaşamadım ama hepsini hissettim. İnsan yaşamadığı bir şeyi başka türlü yazamaz. Bu yazının devam etmesini istiyorum belki birkaç bölüm daha yazarım ona. Yazının sonunda belki ona kavuşurum. Benim ona kavuşmaktan başka bir amacım yok. Ben hissettiklerimi yaşadım ve yaşadıklarımı yazıyorum. Yazıdan başka bir yerde ben hissedemiyorum."

Adam konuşmayı bitirdiğinde kız tekrardan çekildiğini hissetti ve bir anda kendini şapkalı kızın yanında makineye bağlı buldu. 

"Demek geri döndün? Çok ilginç bir şey oldu sen makinedeyken. Bir an makinenin içinde kayboldun. Makinenin sınırlarının dışına çıktın. Neden olduğunu bilmiyorum ama sanırım zamanda bir iz bıraktın."

"Evet, o zamanlarda kalamazdım ve ne demek istediğini anlamadım. Şimdi boşver bunları bana bir kağıt vermelisin. Gördüklerimi yazmalıyım yoksa unuturum onları."

"Unutmayacaksın hatta birisi sorarsa eğer hepsini anlatacaksın birer birer. Şimdi git, giderken normal bir şekilde yürü ve hiçbir şeyi belli etme."

Kız şapkalı kadının yanından ayrıldı ve evine doğru yola çıktı. Yol boyunca aklında tek bir düşünce vardı "Aşkı anlamaya başlıyorum." Yüzündeki gülümseme gezegendeki gerçek olan tek düşünceydi ve o bunun farkında bile olmadan ilerledi. 


Aşkın mezarı 35

İçindeki ses yine ona bir şey söylüyordu ve onun ne demek istediğini anlamak için biraz bekledi. Kendi DNAsının içinde yolculuk ediyorsa içindeki ses de o DNAdaki bilgilerle alakalı olmalıydı. Harekete geçmeden önce etrafını inceledi biraz. Küçük, renkli çiçekler vardı ve bir çok farklı çiçek bulunuyordu. Acaba hangisi güzel kokuludur diye düşünüp birkaç tanesini kokladı ve hiçbiri kokmuyordu. Demek ki onlar da sahteydi demek ki daha çiçeklere koksunlar diye koku sıkmaya başlamamışlardı.

Ancak o her renkteki çiçekleri koklamaya devam etti. Hatta adım başı eğilip çiçekleri kokluyordu. Çiçeklerin kokusunu merak etmişti aslında onun zamanında çiçekler kokmazdı çünkü. Ancak neden olduğunu bilmiyordu ama canı hiçbir şey yapmak istemiyordu o an. Belki de zihnine kazınmış kan kokusundan kurtulmak istiyordu. Yere oturmak ve öylece beklemek istiyordu. Garip bir biçimde yorgun hissediyordu kendini. Yorgun hissetmesinin sebebi kokulu çiçek bulaması olamazdı. O zaman başka birşey olmalıydı ama ne olduğunu bilmiyordu.

Biraz zaman geçtikten sonra ki bu arada o hala çiçekleri kokluyordu, bir ses duydu. Başta çok önemsemedi ama daha sonra herhangi birisidir diye düşündü. En son olarak "hey sen, mor renkli küçük olanları kokla. Onlar çok güzel kokar" dedi. Başını çevirdiği zaman ağacın altında oturan adamın ona seslendiğini fark etti. Buraya onun için gelmişti hatırlıyordu ama onu neden onutmuştu. Çiçekler mi sebep olmuştu unutmasına?

Uzun saçlı adama hafifçe gülümsedikten sonra mor renkli çiçeklerin yanına gitti ve onları kokladı. Muhteşem kokuyorlardı. Hatta şimdiye kadar karşılaştığı en güzel kokuydu onlar. 5 kere derin derin kokladı onları ve bir an başının döndüğünü hissetti. Ağaca tutunarak dizlerinin üstüne çöktü. Neden böyle olmuştu ki. Neden kokular onu bu kadar etkiliyordu. Gerçekler böyle mi yapardı insana?

Fazla uzun zaman olmamıştı o ise yere bakıyor ve kendine gelmeye çalışıyordu ancak boşuna bir uğraştı bu. Hala ne olup bittiğini anlayamıyordu ve bir elin omuzuna dokunduğunu hissetti. Başını hafifçe yukarıya doğru kaldırıp ve yana çevirdiğinde uzun saçlı adamı gördü.

"İyi misin?"

"Bilmiyorum. Bir anda kendimi kaybettim. Daha önce hiç böyle olmamıştım."

"Hastaneye götüreyim mi seni?"

"Hstane nedir ki?"

"İyi olmayan insanların gittiği ve iyi oldukları yerdir hastane."

"Birazdan kendime gelirim ben. Sanırım gelirim, yani gelebilirim."

"Hafızanı mı kaybettin sen. Bir insan nasıl hastaneyi bilmez ki?"

Aslında herşeyi hatırlıyordu. Gelecekten gelmişti o. Hafızasında bir sorun yoktu onun. Peki bunu adama nasıl anlatabilirdi?

"Hafızamda bir sorun yok benim. Her şeyi hatırlayabiliyorum. Sadece benim geldiğim yerde hestana yok diyebilirim. Birazdan kendime gelirim ben sanırım gerçek çarptı beni." kız cümlesini bitirirken hafifçe gülümsedi. İlgiçtir ki o an davranışları gerçekti.

"İyi olacağını söylüyorsan öyledir ve evet gerçek arada çarpar insanı. Hele gerçek çok ağırsa insan kim olduğunu bile unutur bazen."

"Ben kim olduğumu bilmiyorum."

"Neden nerede braktın kimliğini."

"Sanırım hiçbir zaman bilemedim kim olduğumu ama onu bulmak için çıktım yola." tam o anda neden orada olduğunu hatırladı ve cümlesine devam etti "neredeyim ben?"

"Yok oluşun başladığı yerde, karanlığın merkezine olan yolculuktasın."

"Ben yok oluşun sonunu da gördüm, karanlığın en derininde de bulundum."

"Ne varmış karanlığın sonunda. Karanlığın sonunda hiçbir şey yok. Duygular yok mesela. Hiçbiri yok, güzel kokulu çiçekler bile yok."

"Gelecekten bahsediyorsun sen!"

"Evet, gelecekten geliyorum ben."

Adam bir an için duraksadı. Gelecekten nasıl gelebilirdi o. Her halde abartıyor diye düşündü ama kızın sesinde öyle bir ton vardı ki sanki sadece gerçekleri söylüyordu.

"Gelecekten geldiğini kanıtlayabilir misin?"

"Aslında kanıtlayamam ama buraya bunun için gelmedim. Kendi DNAmdaki geçmişte yolculuk yapıyorum ve buraya geldim. Aşkı anlamak istiyorum."

Benimle gel dedi adam ve kızı yanına alıp ağacın yanına gitti ve yerdeki defterini aldı ve kalemini. Daha sonra kızla birlikte bir bankın üzerine oturdu.

"Anlattıklarından hiçbir şey anlamadım ama eğer anlattıkların doğruysa bunlardan güzel bir roman olur. Uzun zamandır yazmak istiyorum ama bir türlü hikayeyi tamamlayamadım. Belki bir anlattıklarından esinlenir ve yazarım"

"Evet sen yazıyorsun." kızın yüzünde büyük bir gülümseme belirdi o göremese de gözlerinin içinde bir yıldız parladı. "Bana yazıyı anlatır mısın?"

"Yazıyı anlatamam ki sana, kelimelerim yetmez anlatmaya. Asla ulaşamayacağın bir şeye dokunmak gibi veya gözleri görmeyen bir adamın renkleri görmesi gibidir yazmak. Hep istediğin ama asla kavuşamadığın şeydir yazı."

"Peki senin çok istediğin ama asla kavuşamadığın şey nedir?" kız konuşmanın doğru yönde ilerlediğini düşündü birazdan konu aşka bağlanacaktı biliyordu.

"Söylediklerin doğruluk payını hesaba katarak tüm sorularına cevap vereceğim. Yazı nedir diye sormuştun ya bana, yazı onsuz bir hayatı o varmış gibi yaşamaya çalışmaktır. Yazı yokluktan bir sevgili yaratmaya çalışmaktır."

"Sevgilinin anlamını bilmiyorum ben."

"Sevgili, hayatını adadığın insandır. Aşkın sözlükteki karşılığıdır sevgili. Baktığın her yerde gördüğün kişidir."

"Aşkı anlamaya başladım sanırım. Benim geldiğim yerde bunların hiçbiri yok. Merak ediyorum hayat neden onsuz ve neden o varmış gibi yaşamaya çalışıyorsun."

"Aşk ölmek üzere ve onu bulursam aşkı da bulacağım. O varmış gibi yaşamaya çalışıyorum çünkü diğer türlü anlamı yok yaşamanın. Onun yokluğuna sarılıyorum, yokluğu kanımı dondursa da başka çarem yok yoksa ölürüm ben. Neden o varmış gibi yaşadığımı anlamışsın, o yok çünkü onu tanımıyorum."

"Tanımadığın birisine nasıl yazı yazabilirsin ki?"

"O varmış gibi yazıyorum. Tüm sıfatlardan uzakta yazıyorum, Ayrıca bilindik anlamda olmasa da onu tanıyorum ben."

"Onu tanımadığını söyledin bana ama şimdi tanıdığını söylüyorsun. Onu görmemişken nasıl görebilirsin ki?"

"Uzun bir hikaye ama şöyle söyleyeyim sana. Bundan birkaç yıl önce buraya gelmiştim yine ve yine yazı yazıyordum. Gece olmuştu saati hatırlamıyorum bile. Ben gökyüzüne bakıp yıldızları göremediğim için şehrin ışıklarına küfrediyordum. Hava sıcaktı, gece olmasına rağmen sıcaktı. Hatırlıyorum da o an ölmeyi düşünüyordum ben sanırım nasıl öleceğimi kurguluyordum. Neyse böyle bir gecede serin bir rüzgar esti öyle ki ben donacağımı hissettim. Rüzgarın geldiği yöne başımı çevirdiğim zaman karşımda bir kız duruyordu. Saçları simsiyahtı ve gördüğüm en güzel kızdı. Daha sonra bana bir adım attı ve saçları kırmızı oldu. Uzun olan saçları kısaldı bir anda. Yanıma geldiğinde ayağa kalktım ve onu inceledim. Evet aradığım kızdı o. Daha sonra bana gerçek olmadığını söyledi. Ancak bir gün buluşacağımı da ekledi ve bana yaşa dedi. Yaşamak sanki çok mümkünmüş gibi.


Aşkın mezarı 34

Kızın sorusu karşısında kadın başını avuçlarının arasından yukarıya doğru kaldırdı ve o an onun kızarmış gözlerini ve ıslanmış yanaklarını gördü. Onu incelediği zaman eskimiş elbiselerin zayıf bedenine bol olduğunu gördü. Kadın bir süre boyunca cevap vermedi. O esnada kızı ölçüp biçtiğini düşündü. Elbette onun yanına yeni elbiselerle gittiği için onu normal karşılamaması doğaldı.

Kadın cevap verdiği zaman sesindeki yıpranmışlığı hissetti kız "nerede olmayı bekliyorsun?"

Kadının ne demek istediğini anlamamıştı ama sesinde alaycı bir ton vardı yine de aynı ses tonuyla devam etti konuşmaya "neler oldu burada?"

"Dünyanın sonundasın!"

"Dünya burada son bulmayacak. Hangi zamanda olduğumu bilmiyorum ama devam edecek zaman."

"Dünyanın sonu nedir senin için? Herkesin öldüğü yer midir yoksa her şeyin bittiği yer mi?"

"İkisi de sanırım."

"Güzel, her şeyin bittiği yerdesin şimdi."

Anlamıyordu ve anlaması için bir şeyler yapmalıydı ancak ne yapacağını bilmiyordu. İlk önce kadına doğru yaklaşıp elini yüzüne doğru uzattı. Kadın başlangıçta kendini geriye doğru çekti ama kız yanaklarındaki ıslaklıkları sildiği zaman hafifçe gülümsedi. Gülümsemesinin gerçek olmadığını anlamıştı ama yapabileceği hiçbir şey yoktu.

"Gelecekten geliyorum ben daha doğrusu kendi dnamdaki hatıralar arasında yolculuk ediyorum." gerçeği söylemek avantajına olabilirdi.

"Gelecekten geliyorsun demek ki ve dnandaki hatıralarda yolculuk ediyorsan ben gerçek değilim, sadece bir hatırayım."

"Evet, ama ilginç bir biçimde hatıra olmana rağmen benimle konuşabiliyorsun."

"Söyle bakalım gelecek nasıl? Herşey güzel olacak mı?"

"Olmayacak. Sistem herşeyi ele geçirmiş durumda ve insanlar anlamsız bir şekilde yaşıyorlar. Bir süredir duyguları arıyorum ama daha bulamadım. Buraya da bunun için geldim onları anlamak istiyorum, aşkı öğrenmek istiyorum."

"Demek sistem aşkı yok etmeyi başardı. Önce tüm kitapları yok etti, sonra şarkıları. Daha sonra duyguları olanları öldürdü. Şimdi o zamandayız işte. Duyguları öldürüp onları bitirmeye çalışıyor."

"Başarıyor da ama herşey bitmiş değil. Hala mücadele ediyorum, benim gibi başkaları da var biliyorum."

"Madem buraya aşkı öğrenmek için geldin sana onu anlatayım. Duyguların son anlarındayız şimdi ve biliyorum ki bir süre sonra onlar da kalmayacak. Sana onunla tanışma hikayemi anlatayım istersen. Savaşın başladığı zamanlardaydım sanırım 1 yıl kadar önceydi. Ben hastanede çalışıyordum ve yaralılarla ilgileniyorduk. Bir gün hastaneye bir erkek geldi. Bir kolu kopmuştu ve ağır yaralıydı. Kopan kolunu diktik ve onunla ben ilgilendim. Bir süre sonra kendine gelmeye başlamıştı ve daha sonra yürümeye başlamıştı. Tekrardan savaşa gitmek istedi ama onu göndermedik çünkü bir bacağını da kesmek zorunda kalmıştık. Ancak yerinde duramıyordu. Birkaç ay bu şekilde geçti ve garip bir biçimde yakınlaşıyorduk. Daha sonra bir gün hastaneye saldırdılar ve o gün birçok insanı kaybettik. Nasıl oldu bilmiyorum ama onu yanıma alarak kaçmayı başardık oradan. Birkaç gün boyunca sadece kaçtık. Ne yiyecek bir şeyimiz vardı ne de içecek suyumuz. Sokaktaki çöpleri yiyorduk hep. Daha sonra bir ev bulduk ve oraya sığındık. Evin küçük bir bahçesi vardı ve oradaki sebzeleri ve meyveleri yiyorduk. Birkaç ay da öyle geçti. Sonra bir gün siyahlı adamlar bizi buldu. O bastonuna yaslanıp kapının dışarıya çıktı. Eski bir silah vardı elinde ve onu kurşunladılar. Ben ise pencereden kaçmış ve olanları izliyordum...."

O anda kız kendini evin dışında buldu. Her yer yanıyordu ve her yerden patlama sesleri geliyordu. Etrafına baktığı zaman yerde yatan parçalanmış bedenleri gördü. Birçoğu kurtlanmıştı ve gerçekten çok kötü kokuyorlardı. Nefes bile alamadığını o an fark etti. Daha sonra elinde tahta baston olan bir adamın evin kapısının önünde durduğunu fark etti. Boşta olan elinde bir silah tutuyordu ve etrafı siyahlı adamlarla çevrilmişti. O an nefes bile alamadığını hissetti kız. Sanki ona bir şey olursa bütün bir evren kendi içine çökecek ve yok olacaktı. Bir an sonra silah seslerini duydu ve adam kanlar içinde yere yığıldı. O an bedeni yere çöktü ve gözlerinden sular akmaya başladı. Ayağa kalkıp siyahlı adamların yanına gitmek istedi ama kıpırdayamıyordu. Onu da öldürmelerini o kadar istiyordu ki ama öldürmediler. Bir süre sonra siyahlı adamlar uzaklaştı ve o sürünerek adamın yanına gitti. Cansız bedenine sarıldı, soğumaya başlamış tenini öptü. Adam gülümsüyordu, bir insan neden ölüme gülümser diye düşündü. O an tüm renkler yok olmuştu onun için. Sadece adamın cansız bedeninden akan kan kırmızıydı ve kırmızı geriye kalan tek renkti. Daha sonra yıkılmış, parçalanmış binalar unufak olmaya başladı. Onun için hiçbir şeyin anlamı yoktu. Başını adamın kanlar içindeki göğrsüne yasladı. Bir süre boyunca ölmeyi bekledi ama o ölemedi. Yıldızlar gökyüzünden teker teker dökülüyordu ve dünyanın sonu diye düşündü ama hiçbir şey olmadı. Onsuz yaşamanın hiçbir anlamı yoktu ama onsuz yaşayacaktı. Nefes almadan yaşamak gibiydi sanki ve o orada ölmüştü. 

"Ne oldu sana?" diye sordu kadın.

"Anlattıklarının hepsini yaşadım. Onun ölümünü gördüm, onun kokusunu hissettim. Ona karşı duygularını bile hissettim. Onun kaybını, acısını, yokluğunu, ölme isteğini."

Kadın hafifçe gülümsedi ama bu sefer gülümsemesi daha sahiciydi. "Benim yaşadıklarımı yaşadın. Keşke onu ne kadar sevdiğimi de anlayabilseydin."

"Evet sevmek, bulduğum yazılarda vardı o ama anlamıyordum şimdi anlıyorum ama sevmeyi de aşkı da. Sadece daha fazla öğrenmeliyim. Kalbimin attığını hissediyorum şu an sanki yaşamaya daha yeni başladım."

"Umarım bir gün sende bu duyguları hissedersin. Gelecekte neler olur bilmiyorum ama bildiğim tek bir şey var o da aşkın seni en umutsuz zamanında bulacağıdır. Şimdi gitmen gerekiyor galiba"

Tam "bilmiyorum" dediği sırada zaman tekrardan geriye doğru akmaya başladı ve kendini ağaçlık bir yerde buldu. Ağaçlık alan oldukça büyüktü ve tam ortadan bir yol geçiyordu. Etrafına baktığı zaman birkaç tane ev gördü ve o an geçmişe doğru uzun bir yolculuk yaptığını anladı. Biraz ileride büyükçe bir ağaç vardı ve ağacın altında uzun saçlı bir adam elindeki bir deftere bir şeyler yazıyordu.

Aşkın mezarı 33

Hiç hiçbir şey görememesine rağmen başına bir şey gelebileceğine olan inancı azalmıştı. Siyahlı kız, siyahlı adamları öldürdüğüne göre ona inanabilirdi. Zaten şapkalı adam onun başına bir şey gelmesini istemezdi. Aslında bundan da emin değildi ama şimdiye kadarki davranışları aksini gösteriyordu. Siyahı kız onu korurdu. Böyle yapması gerekirdi yani. Yoksa anlamsız olurdu herşey ve daha fazla öğrenemez, aşkı hiçbir zaman anlayamazdı.

İlerlerken kaç adım attığı saymadı. Hangi yöne döndüklerini de aklında tutmaya çalışmadı. Bunun yerine siyahlı kız ipi hangi yönde çekerse o yönde devam etti yürümeye. Ancak geçen zamanı saydı. Bu şekilde geçen zamanı hesaplayabilirdi. Aslında bu bilgi onun bir işine yaramazdı ama hiçbir şey göremeden geçen zamanı bir şekilde doldurmalıydı.

Bir yerde durdular ve bir kapının açılma sesini duydu. Açılan kapıdan çıkan sese göre kapının eski ahşap bir kapı olduğunu düşündü. O zamana kadar 71473 saniye geçmişti ki siyahlı kız onu tekrardan çekmeye başladı. 7 adım attıkdan sonra kapının kapanma sesini duydu ve siyahlı kız kafasındaki örtüyü çıkarttı. İçerisi loş bir ışıkla aydınlanıyordu. Burada ne yapacaklarını merak ediyordu ancak tek kelime etmedi.

Siyahlı kız "Beni takip et" dediğinde onun peşinden ilerledi. Önce bir odaya girdiler ardından siyahlı kız duvardaki birkaç tane yere dokundu ve karşılarındaki duvar sessiz bir biçimde açıldı. O duvara baktığı zaman duvarın açılabileceğine inanamazdı. Beraber açılan duvardan geçtiler ve siyahlı kız bir taşa daha dokundu ve duvar kapandı.

Duvar kapandıktan sonra siyahlı kız "Burayı kimsenin bulamamasını istiyoruz. Korkmana gerek yok" dedi. Sesi eskisine oranla daha sakin ve rahatlatıcıydı. "Kormuyordum zaten" diyerek cevapladı kız.

"Burası çok eski bir sığınak. Yerini kimse bilmiyor bu nedenle rahatız. Zaten burayı bulamazlar." diyerek anlatmaya devam etti siyahlı kız.

"Buraya ne için geldik?" diye sordu kız artık ne olacağını bilmek istiyordu.

"Seni küçük bir yolculuğa çıkaracağız ve o yolculukta aklındaki birçok soruya cevap bulacaksın."

"Nereye gideceğim?"

"Aslında bir yere gitmeyeceksin. Pek anlatılmaz ama dnalarının arasında sana ait olmayan bazı bilgiler mevcuttur. Senden önceki nesilden gelen bilgiler gibi düşünebilirsin bunları. Bu bilgiler arasında bir yolculuğa çıkacaksın ve orada sorularının cevabını arayacaksın."

"Bu nasıl olabilir?"

"Eski zamanlarda teknoloji çok daha ileriymiş ve daha sonra bütün bu teknolojiler yok edilmiş. Sadece birkaç tane kaldı onlardan."

Biraz daha ilerledikten sonra bir asansöz kapısının önüne geldiler ve siyahlı kız düğmeye bastığı zaman asansörün kapısı açıldı. Daha sonra birlikte içeriye girdiler ve kapı kapandı. Siyahlı kız -13. numaraya bastı ve asansör aşağıya doğru hareket etmeye başladı.

Asansör aşağıya doğru inerken siyahlı kız konuşmaya devam ediyordu "Seni bir makineye bağlayacağız ve bu sayede geçmiş hatıralarda yolculuğa çıkacaksın: Aslında geçmiş hatıralar senin zihninde tekrar şekillecek ve aslında kendi hayal gücünde olacak bu yolculuk ama geçmiş yaşamlardan kesintiler göreceksin."

"Hangi geçmişe gideceğim belli mi?"

"Hayır, yolculuk rastgele olacak ama gideceğin yerler senin ne istediğin ile ilgili olacak. Gittiğin yerlerin aslında kendi zihninde olduğunu unutma ve sakin olmaya çalış."

-13. kata geldiklerinde kapı açıldı ve dışarıya çıktılar. Dışarıya çıktılarında bir süre boyunca yürüdüler ve bir odaya girdiler. Odanın ortasında büyükçe bir makine ve bir koltuk bulunuyordu. Kız koltuğa oturdu ve siyahlı kız başına bir başlık taktı. "Sende bu yolcuğa çıktın mı" diye sordu kız ve siyahlı kız "evet" diyerek cevapladı.

"Şimdi rahatla ve derin bir nefes al"

Kız siyah bir yerde buldu kendini ve bir an sonra şehirdeki bir sokaktaydı. Ancak sanki her şey geçmişe dönüşüyordu. Eskimiş binalar yenileniyor bazıları yıkılıyor ve bazıları yeniden yapılıyordu. Bütün bunların bir anda olması kafasını karıştırmıştı. Zaten bu yolcuğun kaç sürdüğünü hiçbir zaman anlayamadı. Zamanın geri çekilmesi durduğunda kendini yıkılmış bir şehirde buldu. Patlama sesleri her yerden duyuluyordu ve gökyüzünü siyah bir bulut kaplamıştı.

Gördüğü binaların birçoğu paramparça olmuştu. Tam nerede olduğunu anlamaya çalışırken gökyüzünden aşağıya doğru hızla inen siyah bir nesne gördü. Kısa bir süre sonra siyah nesne yere çarptı ve büyük bir patlama oldu. Patlamanın etkisiyle kız yere düştü. Siyah şey daha yakına düşseydi ölecekti belki de. Tekrardan ayağa kalktığı zaman kendine gelmek için başını birkaç kere iki yana salladı. Nasıl bir yere gelmişti böyle? Acaba hiç canlı var mı diye düşündü yıkılmış bir şehrin içinde yürürken.

Nereye gideceğini bilmiyordu ama içindeki bir sesi takip etti ve o ses onu kısmen yıkılmış bir binaya götürdü. Kız ahşap kapıyı açıp içeriye girdiğinde eski bir  koltukta oturan bir kadın gördü. Kadın başını iki elinin asında almıştı ve gözlerinden aşağıya doğru su damlaları düşüyordu. Kadının yanına yaklaşırken ne söyleyeceğini düşündü. Oturan kadın ise onu duymamıştı ya da duymamazlıktan gelmişti.

Bir süre bekledikten sonra kız aklındaki en büyük soruyu sordu "Neredeyim ben?"

Find Us On Facebook